Aynadaki Adam (Kaba-hat)

Yazar Hakkında: Salih Murat GÜRBÜZ

Sen Daha Dur!

Sen daha dur! Hayatımda ilginç yansımaları olan emir, kinaye, alay ve tehdit...
Devamını Oku

bana aynada bir suret göründü

benden başkası

bilmem memleket-i çinden midir

ya maçinden mi

Asaf Halet Çelebi*

I-

Sürrealist bir tablo gibi havada asılı duran aynada kendine bakıyordu adam. Bir ayna ve aynada kendi sureti. Mekânda koskoca bir boşluk ve boşluğun oluşturduğu yapayalnız, kimsesizlik hali. Her insan kadar boşlukta ve yalnız her insan gibi öylesine olağan. Herhangi bir hiçlikte, boşluğun mimarisi içinde bir obje ve bir insan. Mimarların söylediği kadar rahatsız edici mi sınırsız ve kontursuz mekânı algılayamamak ya da kendine bu kadar alıngan olmak? Her neyse anlamı sürekli değişen bir devinim içindeyiz sonuçta. Yalnızlığın vitamini içinde değil daha çok kabuğunda. Kabuğunda yaraların şanı ve sabırla iyileşme hikâyesi. Her hikâyede anlatılmak istenen sanki kabahatlerimizin oluşturduğu yaralar ve o yaraların kabuğuyla yüzleşme seremonisi.

II-

Kim bilir neler görmüş geçirmişte söyleyememiş, bir taş duvarın alnına mıhlanmış bir ayna, idam öncesi yaftası boynuna asılmış bir suçlu gibi duvarda. Kendisi ile yüzleşmekten korkan bir adam tam karşısındaki bakamıyor aynaya. Aynaya yani kendi şahsına, şansızlıklarına. Kabul edemiyor tüm olup bitenleri ve görmek istemiyor gerçekleri. Bir ürperti ile irkiliyor adam. Taş duvarın soğukluğunu hissediyor iliklerinde ve toprağın o dayanılmaz kendine has kokusunu. Hayat akıp giderken adam geçip gidemiyordu geçmişinden ve her an geçmişinde can veriyordu. En çok sevdiği şiirde dediği gibi:

….

Saniyeler gözlerimde birer can

Her saniyede bir can veriyorum**

….

Yere eğilip taşa uzandı adam. Duvarda asılı aynaya bakmadan fırlattı taşı. Taş duvar yara almadı, ayna ise bunca sertliğe dayanamadı vesselam. Ayna kırıldı, düşüncelerden boğulan adam bitap yere yığıldı. Paramparça ayna ve suretler. Kırıcılık taşın taşkınlığında değil egomuzdaydı…

III-

“Kırıcılık taşın taşkınlığında değil egomuzdaydı…” cümlesini tekrar etti kendi kendine ve ellerini bilgisayarın klavyesinden çekti ve gözlerini usulca kapattı. Sonra ellerini bir duaya âmin dercesine yüzünde gezdirdi. Aslında yazmakta hayata dair yaptığımız güzel temennilerden biri değil miydi? Kulağındaki kulaklıktan gelen kanun sesine bıraktı düşüncelerini. Düşünce çekimsiz birkaç dakika yaşadı, sayılı ama sayısının ne olduğunu bilmediği zamanından. Gözlerini usulca açtı. Kulaklığı çıkardı kulaklarından. Doğruldu koltuğundan. Ne zamandan beri bilgisayarın başındaydı tabi ki biliyordu. Daha öyle zamanı kaybederek yazacak kıvamda bir yazar değildi. “-Çok şükür kendini bilmek ne güzel” dedi kendine latife yaparcasına. Kendi kendine konuşana deli, kendi kendine latife yapana ne denirdi? Bilemedi, gülümsedi. Pencereye doğru uzandı. Pencereyi açtı. Bu yıl bitmeyen baharlar yaşıyordu memleket, yine yağmur yine toprak kokusunu derin derin içine çekti. Bir yağmur tiryakisinin usanmadan yaptığı gibi. Derdini, sevincini, düşüncelerini yazıya dökmek düşüncelerinden eminsen ne kolay, diye düşündü. Kolay olduğunu düşünmek tamda bir amatör yazara göre, dedi sonra kendi kendine. İnsanın en büyük kabahatleri de emin olduğu duygu ve düşüncelerinin neticelerinden oluşmaktaydı en nihayetinde. En büyük minnetler bir iyilik adına verilmiş hediyelerde gizliydi. Bunları da ilave etmeli miydi yazısına bilemedi. Pencereden dışarıya baktı. Kaldırımda gelip geçen insan suretleri. Neden sadece insanlar değil de gördüğü insan suretleriydi? Gözlerini ovuşturdu uzun uzun. Derin bir nefes çekti içine. Nefes almakta zorlanırcasına ve bunu birkaç kez tekrarladı. Odanın içinde bir ileri bir geri dolaştı sonra sakince bilgisayarının başına oturdu. Kulaklığını taktı “Ay Işığında” parçasını İmamyar Hasanov ve Nermine Memmedova’dan*** dinlemek ne büyük bahtiyarlıktı. Dergiye yetişmesi gereken rutin bir iş değildi bu yazı ve diğerleri. Öyle olsa çekilecek dert değildi yazmak. “-Yazmak göze almak, hasbihal etmek, yazmak dua etmekti birkaç güzel kelam ile. Yazmak kabuk bağlamış nice yorgun yaralarının kabuğuna tırnağını takıp kaldırmak, içinde her ne varsa akıtmaktı”, diye düşündü. Yazısını baştan okudu birkaç düzeltme yaptı ve yazmaya devam etti.

 

* Asaf Halet Çelebi – Ayna şiiri

https://www.antoloji.com/ayna-15-siiri/

**Ömer Lütfi Mete – Gülce şiiri

https://www.antoloji.com/gulce-siiri/

**İmamyar Hasanov & Nermine Memmedova – Ay ışığında

https://www.youtube.com/watch?v=7ylTzg7P9BA

 

Fotoğraf : Salih Murat Gürbüz İran –Tahran Gülistan Sarayı

 

 

 

 

 

Yazar Hakkında: Salih Murat GÜRBÜZ

Sen Daha Dur!

Sen daha dur! Hayatımda ilginç yansımaları olan emir, kinaye, alay ve tehdit...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir