Can Kırıkları

Yazar Hakkında: Semra AYDIN

Örüntü

İnsan hayatı boyunca kaç kere gider? Kaç kere terk eder? Bir evi,...
Devamını Oku

 Bazen darmadağın olur, kırılır, saçılır

Ardından silindir, toplanır, temizlenir

Cam da, can da…

Kırılan hayaller midir, yoksa hakikatler mi? Uçup giden hisler midir, düşünceler mi? Hangi kırgınlıklarımızın parçalarını toplamak için uğraşırız bir ömür? Üst üste yığdıklarımız, toplarken elimize batanlar, halının altına süpürdüklerimiz, üzerine basınca canımızı yakanlar hayallerden ziyade hakikatler midir yoksa? Hayaller eğilip bükülen bir şey olduğuna, sert kırılgan ya da katı olmadığına göre bu durumda parçalara ayrılan gerçekler oluyor. Peki, nasıl kırılır ki gerçekler, nasıl batar hakikat insanın tenine?

Gözümüze hoş görünmeyen, orada olmasını istemediğimiz, kokusunu veya şeklini sevmediğimiz bazı gerçeklerin üzerini yığınla şeffaf hayalle örteriz kimi zaman. Her köşesini kapatsın isteriz, kıyısı köşesi görünmesin. Kötü bir şeyi iyi bir şeyle kapatmak gibi… Kötü kokan bir şeye güzel kokuyu bol bol sıkmak gibi… Görüntüsünü sevmediğimiz hakikatlerin üzerini koca bir yığın şeffaf sahtelikle örtmek gibi. Allı pullu, uzaktan bakınca güzel görünen ama dokununca ne olduğu anlaşılan sahteliklerle örteriz, hakikatlerin üzerini. Gerçekler, bu bilinmez ağırlığı zamanla kaldıramaz olur. Sahteliğin ağırlığına dayanamaz ve kırılır. Bazen de karşı karşıya gelir onunla. Gerçek ve hayal çarpışmak sorunda kalır. Sert olan, kırılgan olan kırılır, paramparça olur. Etrafa dağılır, tehlikelidir ve işe yaramaz görünür. Ama kırılıp dağılsa da hakikat, yine de hayatta kalmayı başarır ve yok olmaz, bu da onun mucizesidir. Çünkü “gerçek”tir. Zamandan ve mekandan bağımsız değildir. Pelte pelte olsa da, dokunana batsa da, kanatıp acıtsa da var olmaya devam eder. Kırılan hayaller değil, hayatlardır. Ve bu hayatların kaynağı biraz benim, biraz sensin, biraz biz…

“Hayal kırıklığı” diyoruz, ya yok mudur o zaman, böyle bir şey?
Hayaller saydamdır. Şeffaf, şekil ve boyut değiştiren, zamana mekana göre yeniden oluşan bir şeydir. Bu dünyaya bile ait olmayan, temeli toprak olmayan, gaybda kurulan bir şey nasıl kırılır ki? Hayal soyuttur. Taşınabilir, ekilip biçilebilir, her mevsim hasadı yapılabilir. Her türlü güzellik, çirkinlik ya da ironinin olduğu hayallerimizi dilediğimizce ceplerimize dolduramıyor muyuz? En karanlık tünelin sonunda bile ışık olmuyor mu? Ezip geçen kara trenlerin altında kalsak da, her seferinde yeniden doğrulmuyor muyuz? Ederi, gideri, faturası ya da vergisi olmayan, zamandan ve mekandan bağımsız, kütlesi ve hacmi olmayan bu soyut varlığı istediğimiz her yere götüremiyor muyuz? İhtiyarlamayan bir zamansızlıkta, toprağı fethedilemeyen bir mekansızlıkta var olan hayallerle dilediğimizce gezemiyor muyuz? Bütün mucizeleri hayallerde yaşamıyor muyuz? Lambadan cinleri çıkartan, prensesi kurtaran, prensleri beyaz atlara bindiren hayallerimiz değil mi? Belki de bu yüzdendir, masalların her kültürde yer alması. Efsanelerin dillerden dillere gezmesi. Mucizeleri mümkün kılan her şey hayallerden geçtiğindendir belki de…

Olmaz denilen şeyleri oldururken, hayaller gerçeklerle kafa kafaya toslaşırken kırılan hayaller değil gerçekler oluyor. Bütün bu çatışma devam ederken hisler ve duygular öylece izliyor olanları. Hisler, başımızın üzerinde dolaşan toz zerrecikleri gibi olduklarından, fazla dayanamadan uçup giderken duygular öylece kalakalıyor. Bileti cebinde gezen hisler giderken, mekana ve zamana yayılan duygular, hakikatin kırıldığını ve paramparça olduğunu görünce onu bırakamıyor. Kırıklar toplanana kadar duyguların cana batması, dile gelmeden duramaması, ya da susup oturması bundandır belki de. Bu nedenle yüreğin götürdüğü yere hayaller ve duygularla gidiliyorsa, dönüş yolu da hayattan, gerçeklerden ve beyinden beklenmiyor.

Yazar Hakkında: Semra AYDIN

Örüntü

İnsan hayatı boyunca kaç kere gider? Kaç kere terk eder? Bir evi,...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir