Deli Mavi

Yazar Hakkında: Ahmet KIRMACI

Merhaba

Uzun zamandır önünden geçtiğim kır kahvesinin bahçesinde üç beş kişi oturmuş sessizce...
Devamını Oku

DELİ MAVİ

Bir sokağın ortasındayım, delirmekle gitmek arasında. Nasıl olsa öyle birdenbire bitmeyecek bu iş. Birden kestirip atmak hiç olmaz. Nasılsa kaldığı yerden devam edecek, gözlerimi kapasam da yatamam. Beklemek mi dersin? Beklemekle de geçmiyor zaman; gitsem hiç olmaz, sanki her şey yalan. Kandıkça kanıyorum, kesik yerlerimden damlıyor yerlere, geçen zaman. Nasıl da sırtımı yaslamışım düşünmeden karanlık geceye, uykular içinde. Oysa ben mavilerde boğulmayı arıyordum.

Sustukça, fısıltılar git gide çoğalırken kafamın içinde, birden tam karşımda heybetiyle duran o dev çınar ağacını gördüğüm zaman geldi aklıma, yürümekten parmaklarımın donduğu. Olacak şey mi bu, çekilecek çile mi bunca karanlık yokuş? Sokak lambaları, adımlarımla çoğalıyor, gittikçe büyüyor yol gözümde o dev çınar ağacı gibi. Gövdesinde bir desen, sen sanacağım seni bilmesem. Sanki bana sarılmış bembeyaz ellerine benziyor, yeşil yapraklarıyla. Birden aklıma geldi sarmaşık olduğu aşkın. Ağacı sardığı kadar kör ediyor gözlerini çınarın. Gece gibi bir kadın, esmer kapkara Leyla geldi sonra, Kays’ın mecnuna döndüğü, çöllere düştüğü “Leyl” gece demekti sahi. Hasret dinmedikçe aşıklık çoğalıyordu besbelli. Sonra bitmeyen aşk yarım kalandır dedim içimden. Şimdi biraz daha hızlandı adımlarım, adımlarımda aşkın ayrılık hali vardı. Delilik değildi de neydi bu aklıma düşen, derdi gönlüme yerleşen, adına aşk dedikleri. Yoksa bu saatte bu yollarda işim ne? Bu soğukta, hem de gecenin üçünde. Pek de yürümemişim aslında farkına varamadım kendi kendime konuşurken, kendimden habersiz oturup dinlendiğimi.

Yolun sonu çoktan gelmişti rıhtıma indiğimde, gece nöbeti güneşe devretmişti artık. İskelede sıra sıra balıkçı kayıkları, her biri ağını atmak için hazırlanıyorken, mavisinde çocuksu bir masumiyet saklıydı denizin. Onca balıkçı kayığından gözüme ilişen üzerinde Deli Mavi yazandı. Her kayığın bir adı vardır bilirim, denizlerde kaybolmasın diye belki de. Ya geminin kaptanına takılan bir lakaptır övündüğü ya da çocuğunun adıdır, belki de unutamadığı bir sevdası olur genelde kayık isimleri. Bu kayığın kaptanı ya mecnuna dönmüş olmalı sevdasını denizlere gömüp ya da gözleri mavi, deli bir adamdı anlaşılan, belki de sevmekten mecnuna dönmüş bir çift göz. İçimdeki sesleri başka hayatların merakıyla biraz olsun susturabilmiş, deli maviye doğru yaklaştım. Çok sevdiğim, çocukken yosun kokusu sanıp da doya doya içime çektiğim iyot kokusu bu defa ciğerlerimden çok hafızama doldu yeniden, denizden uzak geçen günlere inat. Nasıl oluyorsa, sanki bir ayna parlıyor karşımızda. Karşımıza çıkanlar yaşantımızı yansıtıyor fark etmeden. Bu belki de bir çekim yasası yahut algıda seçicilik dedikleri olmalı. Kafamdaki seslerle deliye dönmüş haldeyken birden, Deli Mavi’ye rastlamak ya da her yerde onun adının izlerine rastlamak, bir parça ona benzetmek her şeyi, tuhaf bir şeydi. Kayıkların yanına geldiğimde zannettiğimin aksine huzurlu ve gözleri mavi olmayan iri burunlu bir kayıkçı gür sesiyle  “Günaydın hemşehrim bu deniz hep böyle dalgalı,hep böyle deli.” dediğinde bütün sanrılarım çoktan susmuştu.

Yazar Hakkında: Ahmet KIRMACI

Merhaba

Uzun zamandır önünden geçtiğim kır kahvesinin bahçesinde üç beş kişi oturmuş sessizce...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir