Dertleşme

Yazar Hakkında: Ahmet KIRMACI

Kısaca

Merhaba… Çok uzun zaman oldu. Yazdı, sonbahardı derken şimdi kış… Bahanem çok...
Devamını Oku

-Cebinde ucunu açmayı unutup sırf bir gün olur da yokluğunda yedek kalsın diye atamadığından aylarca sakladığı yarım kalem, belki bir gün bir kağıda karışacak ve ona benzeyecekti. Hep tükenmek üzereyken yeniden doğuyordu yaratmak. Uzun yıllar önce satış müdürlüğünü bırakıp aile evinin çatı katında tek odada geçiyordu günlerini. Yazmasa da köşede duran daktilosu ilham kokusuydu yazılarının. Pek duyulmamış bir yazardı. Kötü mü yazıyordu, reklam yaptıracak kadar parası olmadığı için miydi, yoksa pek girişken mi değildi, yoksa başka eksik şeyler mi vardı o da bilemiyordu. Her yeni öykü onu yeniden doğuruyordu, yeniden başlıyordu her şey, tüm yaşamak dediği şey yeniden çiçek açıyordu. Peki neydi gerçek? Neydi aslolan? Üretmek mi, onaylanmak mı, paylaşmak mı; yahut şan şöhret, belki de başka zihinlere girip tamamlanmak mı? Şöhreti ve şöhret olan şeyleri hiç sevmezdi yine de tanınmak ruhunu okşuyordu farkında olmasa da. Bu iş böyle garip bir meseleydi zaten. –

Okuduğum kısa öyküde beni en çok etkileyen satırlardı bunlar. Hep düşündüğüm bir şeydi bu. Anlaşılan bir eser meydana getirmek tek başına yetmiyordu. Onun başkaları tarafından onaylanması, bilinmesi, içselleştirilmesi elden ele dolaşıp dillere dolanması ne çok mutlu ediyordu eser sahibini. Ama nereye kadar? Sormalı birine? Kime? Belki kaleme, belki eser sahibine belki de sahiplenene.

Yalnız taştan duvar olmaz misali tek başına her şey biraz yarım, belki de yazarın cebindeki kalem gibi hep yarım insan. Bir yap-bozun parçaları gibi tamamlanmayı arıyor belki de dünden bugüne. En sonunda kendini kendiyle tamamlamak olduğunu anlayarak aramaya devam ediyor. Aramak biterse eğer derin uykudadır ya da çoktan yorulup bir limana oturmuştur. Ararken bazen geçmişi de sırtlarız omuzlarımıza. Yük’tür o aslında. Onca yük varken daha fazlasını da yüklenmek yormaz mı insanı? Yükler taşındığı yere ulaştığında bırakılmak içindir. Sürekli taşımak için değildir.

Belki sanat o yüklerden kurtulmanın bir yoludur? Önce biriktirir sonra veririz, verdikçe hafifleriz. Bir yerden bir yere taşınma/taşıma durumudur.

Ondan değil midir paylaşma dürtüsü? Dış etkenlerin de etkisiyle içinde harmanlayıp dört duvar arasında başlamaz mı üretmek. Tabi dört duvar arasından kastım mecaz anlamda. İnsanın düş dünyasından bahsediyorum dört duvar arası derken. Onu en derinden etkileyen hisler, gözlemler ve özlemler belki de.

Bu içeriğin etiketleri
, , , , , ,
Yazar Hakkında: Ahmet KIRMACI

Kısaca

Merhaba… Çok uzun zaman oldu. Yazdı, sonbahardı derken şimdi kış… Bahanem çok...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir