Fötr Şapka

Yazar Hakkında: Gül AYYILDIZ

Fötr Şapka

İmkansızlıklar coğrafyasını en iyi tanımlayan bir doğu şehrinde, susuzluktan yarılan bir toprak...
Devamını Oku

İmkansızlıklar coğrafyasını en iyi tanımlayan bir doğu şehrinde, susuzluktan yarılan bir toprak aralığına rastgele fırlatılan ve şans eseri üzerine düşen bir iki damla suyla yetinerek çatlamayı başaran güçlü bir tohum gibiydi Bünyamin; hayata dair öyle duyarlı, öyle kararlı, öyle cesaretli, öyle dirayetli, öyle çabaya aşık…

Bilgisizliğin hoyrat cesaretiyle sarmalanmış ilk deli çağlarındaydı henüz. Daha on beşinde, kafasında kavak yelleri estiği dönemlerin merkezinde…İşte bundandı Anadolu Parasız Yatılı Liselerinde geçen o “Anadolu” kelimesine takık oluşu ve lise giriş sınav formunu doldururken elini bu kelimenin geçtiği her okul adından itinayla uzak tutuşu…Çünkü Anadolu demek, hüzünlü coğrafyasına dair tüm imkansızlıklar demekti; orada yaşamın her bir katmanı gereksiz harcanan bin bir emekti.Bir gitse buralardan bir daha dönecek  miydi emin değildi. Belki de dünyanın en yaşanılası yerinde bile en çok burayı özleyecekti kim bilirdi? Böyle kısır bilinçle seçmişti çok başarılı bir öğrenci olmasına rağmen Karadeniz’de turizm eğitimi veren eğitimden bihaber devlet parasız yatılı Turizm ve Otelcilik Lise’sini. Ne çok ilki deneyimlemişti: birincilikle girdiği , memleketinden tam on altı saatte geldiği ve uçsuz bucaksız hırçın mavisine büyülendiği denize cephe bu okulda. On bir kardeşin aynı odada uyuduğu, her türlü konfordan zerre nasibini alamamış bir evden sonra ilk defa kendi yatağı olmuştu mesela. Bir sonraki öğünde ne yiyeceği kaygısı da yoktu üstelik, çok yersem kardeşime az kalır duygusu da, karavanada en az üç çeşit kesindi. Gündelik yaşam içerisinde bir çoğu için sıradan olan şeylerin, bazıları için ne büyük değer olduğunun fark edilmesi ne garipti.
Özgürlüğün dibine dem vurdukları “çarşı izni”zamanlarını hiç atlamazdı. Çünkü çabaya olduğu kadar içinde özgürlük barındıran bir dolu şeye de aşıktı. Hafta sonunun ilk sabahında soluğu şehir merkezinde alırdı, ortak değerlerde buluşabildiği bir kaç kanı-deliyle birlikte. Yine böyle bir günde şehrin kalabalık büyüsünde yürüdüğünde takılmıştı vitrindeki takım elbiseli mankenin tepesinde heybetlice duran fötr şapkaya gözleri. Babasının bir kaç kişide görüp de beğenisini dile getirdiği, lakin onca çocuğun karın tokluğu tasasından bir türlü almaya fırsat ve imkan bulamadığı şapka işte tam karşısında göz kırpıyordu beni al diye. Bir hamlede önde giden arkadaşlarına dahi seslenmeden içeri girdi ve şapkayı bir de aradaki cam sınırını aşmış yakın gözlerle inceledi. Birden şapkayı hayalinde babasının kafasına geçiriverdi. Babasının yüzündeki gülümseme sanki kalbini eritti. Gerçekleşmemiş bir duygunun önce hayalde belirmesi onun dahi yüzünü gülümsetti. Ama gel gelelim fiyatı ile cebi arasındaki mesafe koca bir delikti. Kim bilir daha kaç kez bu vitrinin önünden geçerken dünyada sanki bir şapka kalmışçasına satılmamış olmasını dileyerek, gözlerini şapkada gezdirecekti. Her şehre indiğinde yerli yerinde durduğunu görünce de rahat bir ohhh çekecekti. Onun adı Bünyaminse o şapkayı mutlaka babasının kafasında görecekti. Baş-ka yo-lu yok-tu! Yeter ki umut olsundu!
Arzulanan mutlu haber okul müdürünün dudaklarından dökülüverdi inci gibi…Devlet, parasız yatılı okuyan her öğrenci için siyah takım elbiseyle birlikte her ay ödenmesi gereken harçlıkları toplu olarak dönem sonunda ödeyecekti. İnanılır gibi değildi! Yıl içinde öğrencinin ihtiyaçlarını karşılaması için ödenmesi gereken harçlıkların ve giyilmesi gereken takım elbisenin dönem sonunda, öğrenciler evlerine giderken toplu şekilde verilmesi ilginçti ama neyse neydi… Önemli olan fötr şapkayı alabilmesi için ihtiyaç olan taze kanın bulunmasıydı. Heyecandan neredeyse uykusuz geçen gecenin sabahında, her zamanki yolun uzadıkça uzadığı hissiyatında soluğu şapka dükkanında aldı. Satıcı artık bu yüze aşinaydı ki sebeb-i ziyaretini hemen anladı, daha sormadan şapkayı vitrindeki mankenin kafasından usulca aldı, özenle sardı, içten bir gülümsemeyle Bünyamin’e uzattı. Bünyamin’in içine çektiği derin nefesinde bir dolu manaya gelen güçlü bir ohhhh vardı.
Babasının fötr şapkayı aldığı andaki sıcacık gülümseyişini, kafasının üzerinde bir padişah kavuğu taşıyormuşçasına başı dik evden gidişini ve gururla: “Oğlum Ordu’dan getirdi” deyişindeki hevesi öylece çakılı kalmıştı Bünyamin’in zihninde, tıpkı sonradan gözüne her takıldığında babasını hatırladığı evlerinin duvarında fötr şapkanın asılı kaldığı çivi gibi. Babası şapkayı sadece üç ay kullanabilmişti. İşte hayat bazen böyleydi: bir hayale ulaşmak için seni onca zaman bir dolu duyguyla evirir çevirir, özveriyle çengellenmiş çabayla bekletir, sonra o şeye anlam yükleyen asıl şeyi hayatından çekip alır, geriye bir eşyanın sende yarattığı baş olmaz onca sancılı duygular bırakırdı.
Olgunlaştığı yıllar içerisinde Anadolu’ya takık oluşundan da, ters rüzgara kapılıp gittiği turizm okulundan da vazgeçmiş, dünyanın en gelişmiş ülkesinde hayal ettiği yüksek teknolojide sevdiği işi yapıyor olmanın tüm gereklerini adım adım yerine getirebilmişti. Dedim ya o çabaya aşık biriydi…

Şu an babasının öldüğü yaşta olan Bünyamin, istese o şapkalardan bilmem kaç bin tanesini aynı anda alabilirdi ama o tek bir fötr şapkanın alınma hikayesinin değeri hiç bir şeyle ölçülemezdi… Nerede bir fötr şapka görse dalar giderdi…

Yazar Hakkında: Gül AYYILDIZ

Fötr Şapka

İmkansızlıklar coğrafyasını en iyi tanımlayan bir doğu şehrinde, susuzluktan yarılan bir toprak...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir