İnsan Çok Acelecidir

Yazar Hakkında: Mehmet İlhan ŞAHİN

Karanlığa Mesafe Koymak

Çığlık çığlığa gürültünün görünmez ilmeklerle ördüğü bir kafes… Fiskos sesleri haykırışı sustur...
Devamını Oku

Teknolojinin gelişim hızına uygun şekilde hayat akışının da giderek hızlandığına her gün bizzat şahit oluyoruz. Yüzlerce kilometre ötede dalından koparılmış bir meyvanın veya denizden çıkan bir balığın kursağımızdan geçmesi en fazla birkaç gün sürüyor. Yeni üretilmiş bir cihazın herkesten önce eline geçmesi için mağazaların önünde kuyruğa giren insanlar görüyoruz. Oturduğumuz yerden satın aldığımız bir  malzemenin elimize geçmesi bir gün gecikse keyfimiz kaçıyor. Hemen tadına bakmak, hemen elde etmek, hemen tüketmek istiyoruz.

Yalnızca tüketim bakımından değil, başka birçok konuda da öyle. Bir haksızlığa uğruyoruz, hakkımızı hemen geri almalım istiyoruz. Fenalık yapanları keyfi tıkırında görüyoruz, keyifleri hemen kaçsın istiyoruz. Zulümler birden kesilsin, zalimler derhal cezasını bulsun istiyoruz. Evimizde, iş yerimizde, şehrimizde, ülkemizde işler ters gittiğinde canımız sıkılıyor, hemen düzelsin istiyoruz. Bir konuyu, sanatı, ilmi öğrenmek için dahi sabrımız yok, hemen bilmek istiyoruz. İçinden çıkamadığımız mevzuları derhal sonuca erdirmek, kafamızı kısa yoldan rahatlatmak istiyoruz.

Bu tavırları eleştirmek, kınamak veya yermek değil niyetim. İnsanız böyleyiz diyorum. Özellikle de kendi elimizden gelmesi mümkün olmayan çarelerin bir an evvel hayata geçmesini bekliyoruz. Üstelik çare üreteceğini var saydıklarımıza karşı suçlayıcı ya da sitemkar tavırlar takınıyoruz.

Kendi elimizden gelebilecek veya bizzat sorumluluğumuz olan konulardaki tavrımızsa biraz daha farklı. Eğer uğraştığımız konuda toysak verdiğimiz emeğin sonucunu hemen görmek istiyoruz, sabırsızlanıyoruz. Uğraştığımız işte tecrübe kazanmış, olgunlaşmışsak emeğimizin sonucuna dair tavrımız acelecilikten ziyade sabır yönünde olabiliyor. Bu anlamda insanı pişiren ve olgunlaştıran uğraşlardan belki de en güzeli çiftçiliktir. Hiçbir çiftçi yoktur ki, tohumu ektiğinin ertesi günü ürün almayı umsun. Zira ne toprak bunu vaad eder, ne de tohum. Toprakla uğraşan bilir ki, ürün almak için emek vermek gerekir. Ve çiftçi acele etse de etmese de tohum filiz vermek için gününü bekler. Onun için toprak ve tohum insana sabrı öğretir.

Biliyorum ki ufak tefek uğraşanlar varsa da bu satırları okumakta olanların çoğunun çiftçilikle pek alakası yok. Yine de beton yığını şehirlerde doğadan ve topraktan uzak olsak da kendimizden uzak değiliz ve biz de o doğanın bir parçasıyız. Kendimize bakınca gördüklerimiz bir ağaçtan, bir çiçekten, bir tevekten farklı mı? Tohumun filizlemesi, büyümesi, ürün vermesi ve sonunda ölmesi, insanın aşama aşama tohumdan doğuma, doğumdan ölüme kadar olan süreciyle çok benzeşmiyor mu? Doğumu, ölümü bir yana bırakalım, yaramızın iyileşmesi, hastalığımızın şifa bulması bir lahzada olabiliyor mu? Ne kadar acele edersek edelim, tıpkı tohumun çiftçiyi kendi programına uydurduğu gibi bizzat kendi vücudumuz bize hükmetmiyor mu?

Toprak ve tohum bize sabrı öğretir demiştik, esasen tıpkı onlar gibi vücudumuz dahil doğadaki herşey bizim için öğretmendir. Her yanımız öğretmen doluyken, anlatılanı dinlememek, heyhat, yine biz insana ait bir özelliktir. Zira dinlemek sabır ister. Oysa insanların çoğu acelecidir. Sabrı öğrenip, söz ve tavırlarla telkin etmekse mutlu bir azınlığa ait hasletlerdendir.

Bu içeriğin etiketleri
, , , , , ,
Yazar Hakkında: Mehmet İlhan ŞAHİN

Karanlığa Mesafe Koymak

Çığlık çığlığa gürültünün görünmez ilmeklerle ördüğü bir kafes… Fiskos sesleri haykırışı sustur...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir