Kafesin Ardındaki Hayat

Yazar Hakkında: Semra AYDIN

Kafesin Ardındaki Hayat

Rüzgâr güllerini, yel değirmenlerini oldum olası çok sevmişimdir. Bir yerlerde denk gelirsem...
Devamını Oku

Rüzgâr güllerini, yel değirmenlerini oldum olası çok sevmişimdir. Bir yerlerde denk gelirsem hemen alır oracıkta bir çocuk bulur, ellerine tutuşturur ve yavaşça kulağına eğilir, “Hadi durma” derim. Çünkü, umut etmeyi öğretirler bana. Küçücük boyuna bakmadan rüzgâra göz kırparak volta atmayı, boyun büke büke bildiğini okumayı öğretirler. Vazgeçmeden, yorulmadan ve uslanmadan yapılacak yolculukları ve keşifleri fısıldarlar turnalara. “Yolun uzun ama pes etme, göreceğin çok şey var” derler, usulca. Onları gördükçe ‘kendi gökyüzümüzde uçmaya engel olan nedir ki’ diye sorarım. Külleneceğimizi bildiğimizden yanmaktan korkmak, terkedilmek korkusuyla sevmekten korkmak ve kendimize bir türlü yerleşememek. Bu korkularla kaç köşe başında saklambaç oynadık kim bilir? Prangalarına allı pullu iplerden ilmekler atmadan yüreğimizdeki kuşları uçurabildik mi? Kaç kez kanadımız kırıldı, kaç yoldan döndük?Kaç Simurg’u ( Zümrüd-ü Anka) öldürdük içimizdeki zindanlarda?

Zümrüd-ü Anka’ nın alacalı ve bir o kadar da hüzünlü öyküsünde kaybederim kendimi. Kanatlarımda sevdanın ve heveslerin en belirgin tüyleri vardır.

Zümrüd-ü Anka efsanesini her hatırladığımda yolculuğa kanat çırpmak ister ruhum. Yola çıkan yüzlerce kuşun hevesini, deliliğe varan cesaretini kıskanırım. Kaf Dağı’na ulaşan otuz kaşifin azmi geçsin isterim bedenime. Hayatı lezzetli kılan yegâne şey “kendini ya da kendinden başka her şeyi keşfetme hazzı olduğundan mıdır, yoksa onlar kadar özgür, cesur ya da başıboş olmak istememden midir bilemem ama uçacak kanatlar arar benliğim. Sözüm ona cesur bir gladyatörken kiliminden bile kalkamayan yaşlı bir bilgeye dönüşürüm bir anda. İçimdeki aynalardan ruhumun dehlizlerini izlerim. Şehirlerimin surlarına bakıp “Güvendeyim” diye düşünürken, yeni kıtalar keşfetmek ister bir yanım. “Git” ile “Kal” arasındaki uçurumlarda sefer yapan bir ulak olmaktır tek yapabildiğim. Kaf Dağı’ ma doğru hevesle yola çıkmışken, daha Ayrılık Vadisi’ni aşamaz, Aşk Nehri’nde paçalarımı sıvamayı unuttuğumdan, Heves Ovası’nda vazgeçerim yolculuğumdan. Hırs Tepesini tırmanarak, cevapsız sorularıma yanıt aramaya çalışırım. Kimi zaman yaverimi kaybeder, mührümü çaldırır, atımın ipini bırakıveririm. Sorularım birbirini takip ederken cevaplı cevapsız birçok kapı çalarım. Bunlardan kimileri yüzüme kapanırken kimini de ardına kadar açık bulurum. Bazen elimde kalır yaldızlı tokmaklar, bazen bir anahtar deliği bile bulamam. Kiminde Zümrüd-ü Ankanın bir tüyüne denk gelirken kiminden eli boş dönerim. Umut etmek ile vazgeçmek arasında gider gelirim. Yaşamak da böyle değil mi ki? Tek boyutlu bir eylem olmayıp dipten yüze onlarca kapıdan geçilen bir keşiften başka nedir ki? Kapılardan sızan ışık insanın içinde yanmıyorsa, yüzüne de yansımıyor. Ve suyu sevmeyen, ışığı görmeyen, rüzgarı anlamayan onunla konuşmayan, gökyüzünde bir bulutu bile olmayan insanın yapacağı keşif, gideceği uzaklık olsa olsa çaresizliğine sızan yalnızlıktır.

Ne sorular ne sevdalar var içimde dindiremediğim. Hepsinde bir kâşif edası, hepsinde çocuk hevesi içindeyim. Pencerelerden dışarı çıkmak isteyen kafesteki kuş gibiyim. Zümrüd-ü Ankayım belki ama Kaf Dağını aşsam da masallara sığamıyorum. Sığmak istemiyorum.

Bu içeriğin etiketleri
, , , ,
Yazar Hakkında: Semra AYDIN

Kafesin Ardındaki Hayat

Rüzgâr güllerini, yel değirmenlerini oldum olası çok sevmişimdir. Bir yerlerde denk gelirsem...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir