Kaos ya da Biz

Yazar Hakkında: Fatmanur ALSANCAK

Kaos ya da Biz

-Bana kırılmakta haklısın, dedi yüzüne bakamayarak. -Beni kıran sen değilsin, bu içinden...
Devamını Oku

-Bana kırılmakta haklısın, dedi yüzüne bakamayarak.

-Beni kıran sen değilsin, bu içinden çıkılamaz kaos beni kırıyor, diye cevapladı.

-Kaos seni nasıl kırıyor?

-Sonu gelmeyerek ve kötülerle karşılaştırarak…tamamlayamadı cümlesini.

Tüm kırgınlıklarını düşünmeyi denedi. Yorgun sigara paketini çıkarıp bir tane yaktı. Eğilmek istemiyordu, otururken dik durmaya çalışıyordu ve fakat pek başardığı söylenemezdi. Teker teker tüm kırgınlıklarını saymaya yeltendi. Düzensiz bir sıralamayla aklına geliyordu. İlk aklına gelen, son terkedilişiydi babası tarafından. Birtakım arkadaşları tarafından yalnız bırakılması ikinci sırayı almış, işlemediği bir suçtan yargılanmak, sevdiğinin onunla dalga geçmesi, okuldaki öğretmeninden ceza almak ve buna benzerleri arka arkaya geliyordu. Kişi kırgınlıklarına dair anılarını kolayca hatırlayabilir.

37 yaşında saçları beyazlamış, 21’inde sigaraya başlamıştı. İşten eve gitmeden önce yemek yemek için uğradığı bir lokantaya takılır, eve gitmeden en az 2 sigarayı içer ve uyumak için evine giderdi. Baharın gelişine heyecanlanmıyor, şiirden hiç haz etmiyordu. Romantizmle pek işi gücü olmazdı oldu olası. En son babasını toprağa gömerken ağlamıştı.

Arkadaşları efendi tiplerden, her birinin sevgilisi olan eğlenceli kişilerdi. İçlerinde öğrenci de vardı iş güç sahibi olan da. Hiçbiri yardımsever değildi, sohbet etmeyi konuşma sırası beklemekten ibaret gören dünyalıklardı. Cep telefonları vardı onların. Suretleri arkadaş görünümünde olan yalnızlar ordusu gibi dolaşıyorlardı.

Oturduğu tabureye bir çay gelince birden daldığı noktadan şimdiye sıçradı. Göçmek, başka diyarlara gitmek kolaydı onun için. Kolaydı da kırgınlıkları bavuluna sığmıyordu. Bu sonsuz suskunluğuna başkaları da susuyordu. Bazen bu duruma karşı şaşkınlığını gizleyemiyorsa da bundan söz edemiyordu. Gönülden sohbet etmek için emekli olacağı günlerin yolunu gözlüyor, günleri sayıyordu.

Televizyonu açtı. Kanalları arşınlarken kendisine çok benzeyen birini gördü, istemsizce baktı. Oturduğu çay ocağındaki kumandanın üstünü sigara külleri kaplamıştı. Televizyondaki adam birilerine dua ediyordu birisine seslenerek. Televizyonun sesini açtı gözleriyle beraber. Sadece kendisi duydu televizyondaki adamı. 12 kişinin olduğu çay ocağında canlı kanlı insan olabilenin yalnızca kendisi mi olduğunu ayırt etmeye çalışıyordu. Kimsenin kimseye gülümseyemediği bu sosyalleşme alanındaki tek başınalığına kırgındı. Kırgın, yani gönlü kırılmış, yani susmuş, yani…Kumandanın kapatma tuşuna basıp ayağa kalktı. Kalktığı an duvara asılmış olan aynada kendisini gördü. Kime benzediğini çıkaramayan, kendisiyle bile konuşmayı unutmuş bir yüz gördü. Bir an lisedeki çocuklarla gittikleri internet kafede duvara asılan aynayı hatırladı, çocuk yüzünü. Çizgisiz ve gelecekten umutlu. Belki 10 belki 15 yıl o aynaya öylece bakabilirdi.

Son günlerde yeni kelimeler öğrenmişti. Bunlardan biri ekarte olmak diğeriyse empatiydi. Ekarte olmanın anlamını tam çözemese de empatiyi iyi anlamıştı. Kendini başkalarının yerine koymak, onun gibi düşünmek ve bunu ona hissettirmek falan filan.

Mahallede bir cami vardı, heybetli ve içi boş. İçeri girdi birkaç ihtiyar görüp kendisini unutma ümidiyle. 2 yaşlı amca sohbet ediyordu, selam verip yanlarına oturdu. Sohbetleri pazardaki meyve sebzelerin ne kadar pahalı olduğu üzerineydi. Bir süre bölmemek için sadece dinlediyse de dayanamayıp sordu:

-Bugün cenaze yok muydu?

-Yok evlat. Hayırdır?

-Hiç.

Bir süre susup yüzüne baktılar, sonra kaldıkları yerden devam ettiler. Müsaade isteyip kalktı plansız. Pazarda satılanlar onu ilgilendirmiyordu, onu yaşlı amcalar ilgilendiriyordu ve fakat yalnızca onu ilgilendiriyordu yaşlı amcalar.

Camiden çıkarken bir dilenci yolunu kesti. Kendisine köşedeki bakkaldan ekmek arası köfte almasını istedi. Gözlerinin içine içine bakan bu dilenci mi evsiz mi olduğu belirsiz kişiye “tamam, gel.” diyip köfte ekmek aldı. Kendisini bir nebze mutlu hissetmesini beklediyse de olmadı. Dilenci yalnızca bir ihtiyacını karşılamıştı. Eli sigara paketine gitti ama paket dilencinin elindeydi artık. Dilenciye kırılmıştı.

Herkes herkesi kırabiliyor şimdilerde. Herkes herkesi susturuyor gayesizce. Kimse kimsenin kırıklarını toplamak istemez ve kimse kimsenin derdini gönlüne yük edemez. Kırgınlıklar, suskunluklar ve sigara paketleriyle yaşamak dedikleri bu kaosta bir andan diğerine göç etmekteyiz. Şimdi burada oturmuş nereye göç edeceğimizi düşünecek, teker teker anılarımızın kapısını çalma oyunu oynayacağız. Bazılarının ziline basıp kaçabilir bazılarınınsa evine kadar girip bir çayını çorbasını içebiliriz. Kişi, kendi kırgınlıklarını toplamakla mesul bu çağda. Bu çağı hiç sevmedi, sevmediler…

Yazar Hakkında: Fatmanur ALSANCAK

Kaos ya da Biz

-Bana kırılmakta haklısın, dedi yüzüne bakamayarak. -Beni kıran sen değilsin, bu içinden...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir