Kök

Yazar Hakkında: Kemal AYBATAN

Yitik

Tebessüm edemiyorsa ruhlar aleminden bakan o gözler, Mahallesinde, şehrinde, ülkesinde mutlu olamıyorsa,...
Devamını Oku

Hepimiz hayatımızın belli bir dönemini okul sıralarında, bahçesinde, yolunda, arkadaşlarımızla ya da öğretmenlerimizle geçirdik. Okulda eğitim aldığınız zamanları ve arkadaşlarınızla geçirdiğiniz harika yılları hayal edin. Ne kazandınız? Okul ve okul hayatı sizlere ne verdi? Sıkı dostluklar, insanları ve dünyayı tanıma fırsatı; kültür ve düşünce anlamında farklılıkları görme şansı tanıdı.

Peki, iş hayatına başladığımızda okulda öğrendiklerimizin yüzde kaçını kullanıyoruz?  Ya evlendiğimizde? Ya da çocuk sahibi olduğumuzda? Markette, çarşıda, ekmek sırasında, hastanede insanlarla kurduğumuz iletişimlerde ya da hayvanlara bakış açımızda..? Hayatımızı yaşayış tarzımızı sizce şekillendiren nedir? Bu şeklin temelinin evde anne, baba ve diğer aile fertleri tarafından atıldığı su götürmez bir gerçektir. Daha sonra mahalledeki komşularla, akrabalarla, öğretmenlerimizle kısacası çevremizle şekillenir. Evimiz bizim ilk okulumuzdur. Annemiz, babamız bizlere iletişim ve insanlık dersini veren ilk insanlardır. Onlardan öğreniriz nasıl bir yuva kurulacağını, nasıl bir eş olunacağını, toplum içerisinde nasıl davranılacağını, iyiliği, kötülüğü, sevgiyi, aşkı ve huzuru. Bununla ilgili kendi yaşantımdan bir kesiti paylaşmak istiyorum.

Ben küçükken babamın bir bisikleti vardı ve babam, bu bisikletin ön kısmında kadro olarak adlandırılan boruya benim oturmam için bir adet sele yaptırmıştı. Evden çıkardık ve okula gidene kadar bir sürü kişiye selam verirdi. Ne zaman markete, manava, peynirciye, kasaba vb. yerlere gitsek “kolay gelsin, hayırlı işler” gibi sözler söylerdi. Hatta çoğu zaman kişilere isimleri ile hitap eder halini hatırını sorardı. Ben de sanırdım ki; benim babamın bir sürü arkadaşı var. Ve bununla gereksiz yere gurur duyardım.  Aradan yıllar geçti ve ben iki şeyin farkına vardım: Birincisi, o kişilerin hepsi babamın arkadaşı değildi. İkincisi ise, şimdiki yaşadığım mahalleye bir giriyorum ne kadar esnaf ve komşu varsa görebildiklerimin hepsine selam veriyorum. Ve inanır mısınız, yaklaşık 4-5 sene önce eşim bana “gören de mahalledeki herkes senin arkadaşın sanır” diyerek hatırlatana kadar sergilediğim bu davranışın farkında bile değildim. Ben farkında olmadan “nasıl bir komşu, müşteri ya da insan olunur” babamdan öğrenmiştim. Babam bu davranışı benim yanımda bilerek mi sergiledi? Belki evet, belki de hayır. Ama öyle veya böyle o davranışlar, zamanla benim tarafımdan da gerçekleştirilmeye başlandı.

Peki neydi bana bu davranışı öğreten? Evdeki okulum, yani babamın benimle birlikte olduğu zamanlarda gerçekleştirmiş olduğu davranışlar. İfadelerimden okulun önemli olmadığı anlaşılmasın lütfen. Eğitim evde başlar ve hem evde hem de okulda devam eder. Çünkü ev ve okul birbirini tamamlar. Canlı olan her şeyin yaşamak için besine ihtiyacı vardır; eğitimin de öyle. Onu nasıl besleyeceğimizi bilemezsek solar gider. Evde yapılanlar okulu beslediği gibi okulda öğrenilenler de evi besler. Bir şey öğreteceksek eğer çocuklarımıza ve sevdiklerimize, onların ilk okulu olan ev okulunu kendi davranışlarımızla geliştirmeliyiz.

Ve son olarak sevgili okur, farklı bakış açılarından baktığımızda eğitim bir ağaç gibidir; büyümeyi bıraktığında ölmeye başlar. Öğrenmeyi bıraktığımız an, içimizdeki öğrenci de evimizde kurduğumuz okulumuz da ölmeye başlar. Evdeki okulumuzun hep yeşermesi ümidiyle.

Fotoğraf: https://www.pexels.com/photo/tree-root-with-deity-figurine-756552/
Yazar Hakkında: Kemal AYBATAN

Yitik

Tebessüm edemiyorsa ruhlar aleminden bakan o gözler, Mahallesinde, şehrinde, ülkesinde mutlu olamıyorsa,...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir