Merhaba

Yazar Hakkında: Ahmet KIRMACI

Merhaba

Uzun zamandır önünden geçtiğim kır kahvesinin bahçesinde üç beş kişi oturmuş sessizce...
Devamını Oku

Uzun zamandır önünden geçtiğim kır kahvesinin bahçesinde üç beş kişi oturmuş sessizce okey oynuyordu. Önünde durup düşündüm, sonra tekrar geri döndüm, sonra başka yere gidiyormuş da geçerken rastlamış gibi yapıp bahçe kapısından içeri girdim. Adamlar oyunu biraz duraksatıp yüzüme baktılar, o sırada aralarından bir tanesinin buyurun demesiyle sesim duyuldu. Kır kahvesi dediğime bakmayın, aslında bahçeli eski bir evden devşirme sakin bir kahveydi sadece. Ara sıra gittiğim kafelerden sıkılmıştım. Fazla pahalı, gösteriş meraklısı, içinde oturunca aslında hoş gelen mekanlardı bunlar ama yine de farklı bir yer arıyordum bazen, belki de rutini bozmak için bilmeden.

Bir çay söyledim. İçeriden eski musiki sesleri duyuluyordu. Türk Sanat müziğinden hep böyle bahsederim. Hoşuma gidiyor. Hava öyle güzeldi ki okey taşlarının sessizliğinde kuşların cıvıltısı ve bir limon ağacı vardı yanımda. Elimden düşüremediğim telefonumu bırakıp hiçbir şey yapmadan öylece oturmak istedim aslında. Yine de insan duramıyor. Yalnızlığına bir paydaş arıyor sanki ya da gördüğü güzel bir tabloyu sevdikleriyle paylaşmak istercesine kendinden uzaklaşıyor. Aslında çayı da pek sevmem, çokça içecek kadar sevmem. Laf olsun diye söyledim. Üstelik acıydı da. Aslında ucuz bir bahaneydi o insanın o anki yalnızlığına yoldaş ya da o bahçede oturmak için ödeyeceği bir kiraydı. Hiç kimse çay içmek yerine oturmak için sadece 1 lira vermeyi düşünmüş müdür ki? Kimse böyle bir pazarlık yapmak istemez herhalde.

Anlaşılan ilk cemre de düştü diyorlardı. Hep de sıralamasını karıştırırım ama herkes havaya düştüğünü söylediğinden o havaya girmiştim ben de. Kelime anlamı kor,köz demekmiş akıl başa düşünce geliyor.

Hava öyle güzeldi ki bozkıra, marmaraya karlar yağarken bizim buralar hep böyle erken merhaba der bahara. Hafif serin olmasına rağmen çiçek kokuyordu güneş.  Sırtım güneşten ısındıkça montumun ağırlığını hissedip sırtımı yasladığım yere astım montumu. Cebime zorla sığdırdığım kitabı hatırlayıp aceleyle bıraktığım sayfasını açtım. “Yalnızlık.” Yazıyordu kocaman. İnsanı verdiği kararlardan bile caydıracak bir güçteydi korkusu. Peki ya “Korku” neydi? Korku korunmak için gerekli bir his iken, fazlalığı, gitmek için ayak bağı, sevmek içinse ellere kelepçeydi.

Oysa “Sevgi, korkudan özgürleşmektir.”  diyordu yazar.

Uzun bir süre bu cümleyi düşündüm. Yeteri kadar sevmedim mi yoksa ?

Biri fısıldadı kulağıma bunları yazmam için, öylesine de olsa yaz diyordu. Artık gitmem gerekiyor galiba. Akşam oldu soğuyor hava. Merhaba…

 

Bu içeriğin etiketleri
, , , , ,
Yazar Hakkında: Ahmet KIRMACI

Merhaba

Uzun zamandır önünden geçtiğim kır kahvesinin bahçesinde üç beş kişi oturmuş sessizce...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir