Mesafe

Yazar Hakkında: Esra Özger BOZLAĞAN

Mesafe

Kaç saattir buradayım bilmiyorum. Üç mü beş mi? Yoksa daha mı fazla...
Devamını Oku

Kaç saattir buradayım bilmiyorum. Üç mü beş mi? Yoksa daha mı fazla hiç bir fikrim yok. Hesaplama yapamayacak kadar yorgunum doğrusu.Tüm bedenim uyuşmuş gibi hiç bir şey hissetmiyor. Kendi varlığından bile pek emin değil. Beynim ise hafif mi hafif bir kuş tüyü.Üflesem şuracıkta uçuverecek.

İçeri girdim gireli ilk defa etrafıma bakıyorum. Kirli,çatlak duvarlara. Arada bir pır pır eden, isten kararmış ampule.Bu,oda bile sayılamayacak, bir metrekarelik alanda ne işim vardı benim? Hem onca zaman. Hem de iki büklüm. Öyle ya ,bedenimi zar zor ancak sığdırabilmiştim içeri. Zorunlu olarak eğilmek zorundaydım üstelik. Kafamı kaldırsam başımı tavana çarpmam işten bile değildi. Bacaklarımı zaten hiç hareket ettiremiyordum. Sadece ellerim. Neyse ki onlara bir serbestiyet vardı burada. O da mecburiyetten. Kaç kere ‘kaçsam’ diye düşündüm. Beni burada tutan ne vardı ki?İstesem hemen çıkıp gidebilirdim sanki. Ama hayır, gidemem!Başladığım işi bitirmeliyim. Prensip meselesi! Bu iki çizgiyi birleştirmeden burayı terk edemem. Evet evet, yapmam gereken tek şey bu. Şurada, bana bir yabancıymışım gibi bakan, iki farklı çizgiyi birleştirmem gerekiyor. Buradaki tek işim bu. Amacım da diyebiliriz.Gerçi o kadar uğraştım yine de beceremedim. Ne yaptıysam tutturamadım uçları birbirine. Oysa başta ne kadar da kolay görünmüştü gözüme. Alt tarafı biri kısa biri uzun iki çizgiyi bir araya getirecektim. Ne vardı ki bunda? Bir dakikalık iş . Hem zaten iki uç birbirine değdi mi kaynar giderdi nasıl olsa. En olmadı bağlardım ,olur biterdi. Ama olmadı. Olmadı. Olmadı. Hay Allahım! Delirmek işten değil! Zavallı ellerim onların peşinden koşmaktan bitap düştüler. Bir hamle daha yapın desem nafile. Tükemişler. Ya gözlerim. Bu hüsranın sebebi biraz da onlar zaten. Adeta başka bir bedene aitlermiş gibi beni hiç dinlemediler. Ne yana bakın desem, başka tarafa çevrildiler. Yalvardım yakardım:‘Bakın bu iş bizim için mühim, hayat memat meselesi’ dedim.Yine de bana mısın demediler. Kendi gözlerim. Beni resmen rezil ettiler. Ah o kadar doluyum ki! Bir nefes almaya ne denli ihtiyacım var. Ama şu daracık mekanda bırak nefes almayı kıpırdayamıyorum bile. Biraz dinlensem tekrar cesaretimi toplayıp çizgilerle uğraşacağım aslında. Tekrar tekrar denemeliyim. Dedim ya yarım bırakmak olmaz. Hem benim için artık gurur meselesi oldu bu durum. Nasıl yapsam? Şu bizim kısa çizgi de mahzun mahzun bakıyor yüzüme. Zavallıcık zaten bir milim ancak. Öyle çekingen ki ağzını açıp tek kelime bile etmedi. Öteki desen kıvrım kıvrım ayaklarımın dibinde.O, kısa çizgiden bambaşka.Alaycı bir ifadeyle süzüyor beni. ‘Beceremedin’ der gibi. Küçük dağları o yaratmış sanki. Siz deyin üç bin metre, ben diyeyim üç milyon metrelik boyuyla tam bir ukala. O kadar uzun ki buraya sığmıyor.Yarısından fazlası da bilmediğim bir yerlere doğru akıp gidiyor. Aşağıya mı yukarıya mı? Geldiğimden  beri çözemedim doğrusu. Zaten keşke de gelmeseydim.Bak  yine pişman oldum. Kendi başıma ne işler açtım böyle? Neymiş efendim mesafeleri yok etmek istiyormuşum. İçimdeki ses böyle buyurmuş. Saçmalık! Hem benim mesafelerle aram ne zaman iyi oldu ki? Daha doğru bir ifade ile; ne zaman mesafelerin varlığına inandım ki ben?

Bana göre uzaklık da yakınlık da bir faraziyeden ibaret. Kime göre neye göre belirliyoruz değil mi ama bu emanet ifadeleri? Söz gelimi yıllarca zihnimizde yaşattığımız bir anı ne kadar uzaktır ki bize? Hala içinden çıkamadıysak. Ya da her sabah o çocukluk yıllarından kalma aynanın karşısında taranıyorsa saçlar uzak mıyızdır çocukluğumuza? Hala tınlıyorsa kulaklarımızda o ahizeli yeşil telefonun sesi. Ve içinde bir sızı halini alarak benliğine yapışmışsa tüm dostların. Hangisi uzak sayılabilir ki? Peki ya dokunableceğin kadar yakın sandıklarımıza ne demeli? Gerçekten öyle mi yoksa bize mi öyle geliyor? Bir tadımlık sohbet edemiyorsak karşımızdakiyle neresi yakın olmak bunun? Paylaşamıyorsak. Hep tutsak ,önceden hesap ederek yaşıyorsak.Bir anı , bir iz bırakmadan ıskalıyorsak birbirimizi ; aslında uzak değil miyiz? Anlamıyorum. Bana kalırsa insanların kendini kandırmak için bulduğu kısa yollardan biri bu.Belki böylece ağır yüklerinden, vicdan azaplarından ve hatta sorumluluklarından da kaçabiliyorlar. Peki ya ben?Kaçabilecek miyim buradan?.Sahi kurtulabilecek miyim? Kendimi şu daracık alanda kandırmaktan. Uyanabilecek miyim?  Neyse ki bir rüyaymış diyebilecek miyim?

Yazar Hakkında: Esra Özger BOZLAĞAN

Mesafe

Kaç saattir buradayım bilmiyorum. Üç mü beş mi? Yoksa daha mı fazla...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir