Pencere

Yazar Hakkında: Semra AYDIN

SEYR-İ ALEM

Dünya iç geçirir mi? İnceden kalbinden etine, etinden kalbine batan boşluğunu çok...
Devamını Oku

Pencerenin kenarına oturmuş, bir eliyle hırkasını omzuna çekiyorken diğer eliyle rüzgarın alnına düşürdüğü saçlarını düzeltiyordu. Plaktan gelen cızırtılı sesle birkaç dize canlandı zihninde. “Tüm dünyayı gezme saatidir” diyordu, Ahmet Arif. Orhan Veli, “Uyuyan evlerin gündüz uydusundan uyanma vaktidir” derken, Cahit Külebi’nin tozlu ayakkabılarını anımsadı ve Cahit Sıtkı’nın “dostum, neşem, şarkılarım” dediği akşamları. Çok seviyordu akşam saatlerini. Günü uğurlama vaktiydi onun için. Serenatıydı kızıl gölgelere. Hele bir de yağmur eşlik ediyorsa, nazlı nazlı öpüyorsa toprağı işte o zaman bitmesin isterdi, gitmesin. Ne akşamlar, ne yağmurlar…

Mevsim baharsa, gökyüzü kızılsa bir de plaktan cızırtılı bir ses yayılıyorsa, “ahh” derdi. Ve dallarından akıyorken bahar, coşkulu bir “merhaba” yayılırdı gözlerinden.

Selam ederdi bahara, bir güzel. Hem de öyle gelişigüzel bir selamlama olmuyordu bu. Hakkını veriyordu değerli misafirinin. Gelen baharsa ardına kadar açardı pencerelerini. Üzerinde ne kadar birikmiş toz, kir varsa silkelerdi sokaklara, rüzgar alıp götürsün kırlara diye. Serpiştirsin toprağa, karışsın toza dumana düşünürdü. Bir keresinde karşı penceredeki komşusuna seslenirken, “Bu mevsimde gizlisi saklısı kalmaz dünyanın, nesi var nesi yok döker ortaya. Ve ben de ondan geri kalmam” demişti. Kadıncağız, anlamaya çalışan gözlerle ona bakarken, o çoktan içeri girivermişti.

Her gün saksılarını cam önüne özenle yerleştirir, sakız sardunyalarla karşılardı baharı. Sokaklardan yaseminler toplar, vazoya yerleştirir karşısına geçer seyrederdi. Açık yeşil yaprağını, ıslak papatyalarını, sokakta oynayan çocuklarını sever, kaldırımda oynaşan kedileri okşardı. Baharı ilmek ilmek işleyen cemrelerine açardı zihnini, evini ve tüm benliğini. Karanfilli kahvesini yudumlarken dünyanın bütün güzel kokularını saklamak istermiş gibi derin bir nefes alırdı. Koklardı, kavuşmanın bayıltan, sarhoş eden kokusunu. Sevdiklerinin kokusunu baharda yağmurda, toprakta bulduğuna inanırdı. Karların dünyanın soğukluğuna daha fazla dayanamadığı için eriyerek kaçtığını, göklerin yağmurlarla ağladığını, gülüp, coştuğunu söylerdi. “Bir tek toprak verir kendini, karşılıksız ve katıksız” derdi.

Vakit akşama iyice yaklaşıyorken ve çiseleyen yağmur pencereden içeri serpiştirirken kedisini okşadı. Kucağına alıp, “Baharları cemrelerle doğar insan, baharın ta kendisi olur. Her yeni gün, yuvada çırpınan yavru kuşların uçmak hevesiyle uyanır. Önce havaya karışır, ruha üflenir. Sonra suya karışır yağmur olur tenine akar. En son toprak olur, serenatlar son bulur. Ve belki bir gün ben de, bir yağmur damlası oluverir bir kuşu öperim dilinden, bir rüzgar olur eserim başakların üzerinden, bir anda atıveren kalbim bir kuş cıvıltısında yeniden doğuverir. Ve kokum yağmurlara topraklara karışır, baharlara bulaşır” dedi…

Bu içeriğin etiketleri
, , , ,
Yazar Hakkında: Semra AYDIN

SEYR-İ ALEM

Dünya iç geçirir mi? İnceden kalbinden etine, etinden kalbine batan boşluğunu çok...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir