Sarp Yokuş

Yazar Hakkında: Mehmet İlhan ŞAHİN

Sarp Yokuş

Sırtımda koca bir heybe, kendimi vurmuşum yokuşa. Ki yokuş pek sarp, pek...
Devamını Oku

Sırtımda koca bir heybe, kendimi vurmuşum yokuşa. Ki yokuş pek sarp, pek çetin. Kan ter içinde soluk soluğa tırmanıyorum. Yokuş mu çok dik yüküm mü fazla ağır ayırt edemiyorum. Sessizliğe hürmeten içimden bile konuşmuyorum. Nefesim kesiliyor. Kalbim kafamın içinde davul çalıyor. Heybem avuçlarıma yapışmış, gömleğimse sırtıma. Dönüp arkama bakma fikri zihnimi öyle yoruyor ki bedenimin yorgunluğunu unuttuğum oluyor.

Arkada ne olup bittiğini görmüyorum ama biliyorum, zira o düzlükten geliyorum. Ne terleyen var ne zorlanan. Kalabalığın şen homurtusu duvar duvar yankılanıyor. Düzlükte yürümek ne ki! İnsanlar, ki kiminin yüzü doğuya dönük kimininki batıya, rüzgara kapılmış birer yaprak misali uçarcasına savruluyor.

Terk ettiklerim peşimi bir türlü bırakmıyor. Bir sağdan bir soldan yanıma sokulup kulaklarıma fısıldıyorlar: “Dur, hele bir yol soluklan. Dön de bir bak geride ne bıraktın? Kendini şu sarp yokuşa vurdun da ne kazandın?” Yanıma sokulanların fısıltılarına yanımdan geçen başka yolcuların sesleri karışıyor; sabret diyorlar usulca, sabret!

Fısıltılar pek cazip, gözlerim fırsatını bulsa arkaya bakacak. Allah’tan boynum kararlı, dönmüyor. Adımlarım kararlı, durmuyor. Sabır sözlerinin içine işlediği kalbim kararlı, vazgeçmiyor.

Gözlerim hükmüme itaat edince arkaya bakma arzusundan vazgeçip etrafa bakmaya koyuluyor. Manzara korkunç! Dört bir taraf örümcek ağı gibi zincirlerle dolu. Ağlara takılmış, insanlar ve hayvanlar. Ama seslenmiyorlar, yalnızca bakıyorlar. Bakıyorlar, yalnızca… Yalnızlıkları yalnızlığıma dokunuyor. Varıp çözüyorum birinin zincirini. Yüreğim ferahlıyor. Çözülen o zincirle beraber yüreğimde o ana dek varlığından habersiz olduğum bir düğüm çözülüyor. Derken bir yetimin mahzun bakışı yakalıyor gözlerimi. Varıp başını okşuyorum, ellerime bir haller oluyor. Okşayan ben değil miydim? Meğer ellerim hiç böyle okşanmamış. O yetimin saçları ılık bir su gibi ellerimi yıkıyor. Ellerim günlerdir suya değmemişcesine kir akıtıyor. Yüreğim ıslak bir kuş gibi titriyor.

Bakmaya devam edince fark ediyorum,  her taraf açlıktan karnı sırtına yapışmış yoksullarla doluymuş. Sırtımdan heybemi indiriyorum. İçi yolda aç kalırım korkusuyla koyduğum envaiçeşit yiyecekle dolu, çıkanların fazlalığından yerin dibine giriyorum. Heybemdekileri paylaştığım yoksullarla göz göze gelmemeye çalışıyorum, gözleriyle dahi teşekkür etsinler istemiyorum. Heybemin hafiflemesi şöyle dursun, gönlüm yükünü boşaltıp öyle hafifliyor ki, o sarp yokuş gözümde kolaylaşıveriyor.

Sırtım hafiflemiş, gönlüm hafiflemiş, yokuşa yeniden atılıyorum. Yokuşun yukarısından bir aydınlık yükseliyor, kulaklarıma müjdeli bir çağrı geliyor. Çağrıyı idrak edebilmek için adımlarımı hızlandırıyorum ama ortalık birden kararıveriyor! Yatağım sıcacık, odam buz. Güneş doğmak üzere. Meğer hepsi rüyaymış! Bir sızı saplanıyor göğsüme. Ne o yokuşun yolcusu olabilmişim, ne konforlu düzlüğü terk edebilmişim. Kendimden utanıyorum.

 

 

Bu içeriğin etiketleri
, , , ,
Yazar Hakkında: Mehmet İlhan ŞAHİN

Sarp Yokuş

Sırtımda koca bir heybe, kendimi vurmuşum yokuşa. Ki yokuş pek sarp, pek...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir