Şifa Tohumu

Yazar Hakkında: Esra Özger BOZLAĞAN

Mesafe

Kaç saattir buradayım bilmiyorum. Üç mü beş mi? Yoksa daha mı fazla...
Devamını Oku

-Bir tohum ek bana, dedi.
Gün henüz yeni ağarmaktaydı. Gece yavaş yavaş elini çekiyordu üzerimizden.Usulca gidiyordu.Güneş tüm karanlıkları silip süpürürcesine doğuyordu. Bir mücadeleydi bu. Gün ile gece arasındaki. Milyonlarca yıldır süren bir iktidar mücadelesi. Bitmek tükenmek bilmeyen bir güç gösterisi. İşte karşımdaydı. Ve yine biri diğerine meydan okuyordu. İnatla . Bense elimde buz gibi olmuş bir fincan kahveyle öylece duruyordum karşılarında.Tutuk, tembel ve çoktan vazgeçmeye hazır bir halde. İşte o an arkamdan gelen oğlumun sesiyle irkildim.Döndüm. Hayal değildi .Gerçekten oydu.Charlie Browns baskılı sarı pijamalarının içinde odanın bir köşesinde durmuş beni seyrediyordu. Bu haliyle öyle sevimliydi ki…İster istemez gülümsedim.Bu saatte neden uyanıktı peki?Endişelendim bir an.Yoksa ateşi mi çıkmıştı yine?Bir kaç adım atarak yanına yaklaştım.Elimi alnına götürüp kontrol ettim.Ateşi yoktu. Rahatladım. Yeniden gülümsedim.
-Senin için çok erken bir vakit değil mi? Biraz daha uyusan iyi olur ,dedim.
Oysa duymamış gibi yaptı.Yineledi:
-Bir tohum diyorum. Yapabilir misin?
Bu kez sesi daha kararlıydı.Onu ilk kez böyle görüyordum. Normalde bir konuda hayır cevabını alınca sorgulamaz, asla diretmezdi. İşime geldiği gibi davranmasına öyle alışıktım ki! Oysa bugün ne olmuştu?Bu ısrarın sebebi neydi? Anlayamıyordum. Üstelik çok da uykusuzdum. Sorular sormaya gücüm yoktu. Bütün gece evin içinde dolanıp durmuştum. Düşünmek, düşünmek… Bir sonuca ulaşamadan,suçlamak, suçlanmak…Ve dahası…Tüm bu sorgulamaları gece boyunca kendim için bir cezalandırma yöntemi gibi benimsemiş, bir nevi işkence olarak düşünmeyi seçmiştim. Şimdiyse o karşıma geçmiş ‘tohum’ diyordu. Kızmadım. Kızamadım. Hakkım yoktu ki buna. Yanına yaklaştım. Göz hizasına kadar eğildim. Yüzüne baktım. Gözlerinin içine. Öyle sahiciydi ki bakışları. Dünya üzerinde hiç bir şeyin bu kadar gerçek olamayacağına yemin edebirdim. Her şey sahteydi evet! İnsanlar,eşyalar,olaylar,tabiat ve bütün bir hayat. Benim saçma sapan, o çok mühim işlerim. Bitmez tükenmez toplantılarım,iş seyahatlerim. Hepsi yalandı. Tek gerçek oğlumun şu an bana bakan masmavi gözleriydi. Nasıl da görememiştim bunca zaman? Nasıl da ihmal etmiş görmezlikten gelmiştim onu. Ah ne kadar da aptaldım!
– Anlayamıyorum,dedim.Nerden çıktı şimdi bu tohum fikri? Hem bu saatte?
-Saatin nesi var ki, dedi. Günün en güzel saati bence, diye ekledi.
Ne diyebilirdim ki? Gerçekten de öyleydi. Devam etti:
-Yemyeşil bir ağacım olsun istiyorum. Konuşup arkadaşlık edebileceğim bir ağaç. Olabilir mi sence?
Demek, istediği buydu. Bir ağaç.Solgun yanaklarını okşadım. Daha 6 yaşındaydı ve o kadar masumdu ki. Hayır diyemezdim.
-Neden olmasın ki. Pekala olabilir ,dedim.Hatta müthiş bir fikir bu .Ağacına masal bile okursun.
-Harika dedi.Sesi canlanmıştı. Tıpkı eski günlerdeki gibi ışıl ışıl olmuştu. İnsanın sesinin de bir rengi, bir tonu olduğunu ilk kez orada, o an farkettim.
-Peki ama ağaçların da bir sürü türü var. Ne ağacı olacak seninkisi?Düşündün mü?Mesela bir meyve ağacı olabilir mi? Elma falan?
-Elma sevmem ki ben bilmiyor musun?Çilek ağacı olabilir ama. Hem de çok güzel olur.
-Ama çilekler ağaçta yetişmez ki evlat, dedim düşüncesizce.
Yüzü asıldı:
-O zaman ne yapayım ben meyve ağacını,dedi.
Demek ki en sevdiği meyve çilekti ve ben bunu yeni öğreniyordum.Ne yazık! O an dallarından çilekler sarkan koca bir ağaç düşledim onun için. Gücüm yetseydi diye geçirdim içimden. Keşke yetseydi de o ağaçtan ellerimle onun için toplasaydım çilekleri. Ya da bir kere olsun çilekle gelseydim eve. Sadece onun için. Sırf o istedi diye bir şey yapabilseydim. Belki o zaman bu kadar acı çekmezdim.
-Peki oğlum ,dedim. O zaman başka bir ağaç düşünelim. Mesela çam,meşe, kavak ,selvi… O kadar çok ağaç var ki. Eminim seveceğin bir tür buluruz.
-Tamam, dedi.
Birlikte tek kişilik koltuğa geçtik. Uzun zamadır yapmadığım bir şeyi yaparak onu dizlerime oturttum. İtiraz etmedi. Akıllı telefondan dakikalarca ağaçları inceledik. Nerede yetişiyor?Ne kadar zamanda büyüyor?Özellikleri neler?Tek tek baktık. Onun ilgisini en çok bambular çekti.
-Şu ağaçlar ne kadar uzunmuş baba, dedi.
-Evet, dedim . Ama biliyor musun bambu tohumu ekildikten beş sene sonra büyümeye başlıyormuş.
-Beş sene çok uzun, dedi. O kadar bekleyemem. Hem ben hastaneden çıkana kadar ağacım biraz büyümüş olmalı.
Hastane. Bir an için unutmuştum. Afalladım. Geceden beri kafama yapışan ağrı o an geri döndü. Gözlerime yaşlar istemsizce birikti. Bıraksam kendimi oracıkta hüngür hüngür ağlayacaktım. Ama yapamazdım. Ona belli etmemeye çalışarak:
-Merak etme, dedim. Sen çıkana kadar ben ağacınla ilgilenirim. Büyütürüm onu.
-Sana güvenebileceğimi biliyordum baba, dedi.Sesindeki emniyet paha biçilmezdi.
İçim sızladı. Onu onca ihmal etmişliğime rağmen hala güveniyordu bana demek. Utanca boğuldum. Keşkelerim yenilendi. Ve ölmek istedim. Onun yerine. Defalarca. Ölmek. Çünkü yokluğuna nasıl dayanabileceğimi bilmiyordum.Acıyla başetmeyi de.Doktorun yüzü, çakılıp kaldığı zihnimin o köşesinden gitmek bilmiyordu. Ya sözleri. Tedavi zor ve uzun diyordu. Bir sürü yöntemden, ilaçtan ,ameliyattan bahsediyordu. Aslında karşıma geçmiş nazikçe oğlumun ölme ihtimaliden bahsediyordu. Ümit yok, diyordu.Nasıl yoktu ki ?Nasıl olmazdı?Ümit işte şurada kucağımdaydı ya. Bir tohum kadar körpe,bir ağaç kadar köklüydü. Sonra, içeri doğan şu güneş kadar aydınlık.Gece kadar sabırlı. Ve ikisi kadar mücadeleci. İşte buradaydı. Dipdiri karşımda. Canlıydı hala. Konuşuyordu benimle. Sorular soruyordu ümit. Bana ‘baba’ diyordu .Ümidi bir doktorun tahlil sonuçlarına indirgemek acizlik değil de neydi o zaman?
Ufacık oğlum bile bunun farkındaydı. Bir tohum istiyordu. Bir ağaç. Yarın için hayaller kuruyordu. Ben bu kadar korkak olabilir miydim?En azından bu kadarını borçluydum ona.Cesur olmak zorundaydım.
-Bir çınara ne dersin, dedim. Kocaman bir çınar. Büyüyünce altında piknik bile yaparız.
Hemen kabul etti. Hayali bile güzel, dedi. Güzeldi gerçekten. Hem hayal etmek hem de bir tohumdan ümit devşirmek.

Bu içeriğin etiketleri
, , ,
Yazar Hakkında: Esra Özger BOZLAĞAN

Mesafe

Kaç saattir buradayım bilmiyorum. Üç mü beş mi? Yoksa daha mı fazla...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir