Yokuşlarda Yaşamanın Yokluğu

Yazar Hakkında: Yavuz Sezer OĞUZHAN

Yolcu

En büyük endişesi kendini bir yerlere, bir şeylere, birilerine ait hissetmekti. O...
Devamını Oku

Zaman ve mekan kaybolmuştu adamın zihninde. Var olduğunu bilmekten başka zihinsel herhangi bir aktivitesi kalmamıştı. Yaşıyordu sadece; öylesine. Suskun, yalnız ve sade. Yaşamanın verdiği hafiflikten nasipleniyor gibi görünse de asıl iş, hissetmek olduğunu anlamıyor, anlayamıyordu çevresindekiler. Ondandır gamsız gibi görünmesi. Ondandır kendini beğenmiş bir tavır içinde olduğu sanılması.

Önemli miydi anlaşılmak? İçinden ne kadar “hayır” diye haykırsa da kendinin sosyal bir öğe olduğunu hatırlatıyordu yaşamanın koşulları. Bundan böyle kimseye kendini anlatma  gayretinde olmayacağı sözünü vermişken,  kalbini sızlatan ve uğruna sarsılan kadına kendini anlatmak, açıklamak gereğini duymaktan imtina etmemişti. Peki, kendini anlattıktan sonra ne hissetmişti adam? Koca bir hiçlik. Diline döktüğü cümlelerle sözünü tutamamaktan pişman olmamakla birlikte, akit yenileme merasimi düzenlemişti içinde yine. Açılmıştı kadına, açmıştı kendini. Dökmüştü içinde ne varsa. Ne kaybedecekti ki sanki? İhlal eden taraf da oydu, yeni bir akit imzalayan da.

Kadına açıldığında, kadın tarafından anlaşılmamak değil, yanlış anlaşılmanın acısını yaşıyordu. Aslında, bu konularda kalenderdi. Eskisi kadar insanları ikna edene kadar kendini heder etmiyordu. Böyle yaptığı zaman kendini değersizleştirdiğini sonradan keşfetmişti. Adamın kendini beğendiğinin  sanılmasının sebeplerinden biri de buydu. Söylediğinin karşıdaki tarafından anlaşılmamasından kaynaklanan ikna çabaları, kendini nasıl küçük düşürdüğünü yaraları kanarken değil, kabuk bağlayıp iz bıraktığında anlamıştı. Ama…

Kadın, yanlış anlamıştı. Ve adam izahat çabalarının hiçbir yarar sağlamadığını anladıktan sonra ne mi oldu? Adam, eski haline döndü. Kadınla tanıştıktan sonra kurduğu hayalleri, kestiği sakalları, sürdüğü kokuları ve bazen kalbinin çarpması ile kendinden geçerek attığı naraları artık bir tarafa bırakmıştı. Olsundu. Eski halindeki kendini de seviyordu; her ne kadar yokuşları çıkmanın uzun ve yorucu yolculuğunda kendini görmekten memnuniyet duysa da. Düz ve satıh yolda yürümeye devam edecekti. Sisifosluktan bir kez daha kurtulmuştu.

Uzun zamandır insanlardan uzak olan adam, Tanrıdan da uzaklaşmıştı ve artık ona da küskündü. Tanrıların Sissifos’a yaptıkları gibi işini zorlaştırmıyorsa da yardım da etmiyordu. Bu durum küskünlüğünün en büyük nedeni idi. Esasen, Tanrıya inanıp inanmadığını bile bilemiyordu; çünkü artık buna kafa yormuyordu. Varlığı, kendisine sarılmıyordu ki yokluğunda kaybedeceği bir şeyler olsun!

Yokuşlar gözünü korkutmuyordu; yokuş çıkmanın verdiği hazzı duymak istiyordu.

Evet, zihin dünyası ne kadar sade ve berraksa, ruh dünyası da o kadar girift ve bulanıktı. Zihin yürümesindeki yollar ne kadar düz ve engebesiz ise, his yürümesindeki yollar o denli yokuş, taşlı ve yorucuydu. Beyni uyuşturmak için çareler varsa da ruhu uyuşturmanın tek yolu yok olmaktı. Yok olmayı tercih etmişti adam sükunete boğularak.

Bu içeriğin etiketleri
, , , , ,
Yazar Hakkında: Yavuz Sezer OĞUZHAN

Yolcu

En büyük endişesi kendini bir yerlere, bir şeylere, birilerine ait hissetmekti. O...
Devamını Oku

1 Comment

  • Yokluğumda bilmem ne olur biter
    Yaşamak bana ağır geliyor artık
    Hislerim bana bile zor gelir oldu
    Ruhum bedenimi taşımıyor artık

    Emeğinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir