İncelikler

Yazar Hakkında: Cemil Er

İncelikler

9 KORKU Bir şehir tuzla buz olmuş Çocuklar var dediler; koştum, bir...
Devamını Oku

7

La Gazette’nin manşetinde “Fransız donanması Gelibolu’da,” haberini görünce içi ürperdi Evelia’nın. Pencerenin önüne gitti. Bir süre, ince ince yağan kar tanelerinin demir korkuluklara yığılmasını izledi. Sonra uzaklarda kömür dumanlarının üzerine çöktüğü Sen Nehri’nin, şehrin içinden usulca akıp geçmesine imrenerek bir nehir olmayı arzuladı. Bir nehir gibi yaşam dağıtarak ilerlemek ve deniz olmak… “İnsan yaşamında hiç nehir olamaz mı?” diye düşündü. “Olabilir elbet…” diyerek katıldı düşüncesine. Nehir boyunca yayılmış varoşların arasında; Eyfel Kulesi, Louvre Müzesi, Notre Dame Katedrali, Gare de Lyon görünce onların sanki tarihle sınıfsal bir ayrımı yokmuş gibi duran kartpostallık haline acı bir tebessüm bıraktı. Dışarda süregelen savaş ve bir kesime ait insanların hiçbir şey yokmuş gibi hayatlarına devam etmesindeki payını düşündü… Gözlerinin önüne Rania’nın yaşadıklarındaki çaresizliği geldi. “Ne gelebilir ki elimden,” dercesine duygulandı. Çan sesi, bir zar gibi döndü kulaklarında. Quasimodo’nun aşk dolu çığlığı sanki zihninin kuyusunda yavaş yavaş bahtsız bir yazgı gibi durduğunu hissetti. Tekrar tekrar vurdu zaman, bütün hünerini kullanarak hafızasını tazeledi Evelia’nın. Birazdan gelecek öğrencisini hatırlayınca bir bıkkınlık sardı ruhunu. İsteksizce çeki düzen verdi kendine. Aklı, ülkesinin işgal etmek üzere olduğu Gelibolu’da kalmıştı. Kalp atışı ona hâlâ beslediği duyguların sıcak olduğunu fısıldıyordu. “Bir çocuğu olacağını söyleyebilseydim yine de savaşa gider miydi?” Boğulduğunu hissetti bu soruyla. Bazen sırların insana bir yük, sızı gibi kaldığı duygusu pişmanlığını harladı; kadınlığın ihtirasları içinde verdiği kararın yanlışlığından utanç hissederken ruhundan aşka dair duyguları söküp atmak istiyordu.

***

Ertesi gün Louvre Müzesine gitti. Personel müdürü olan yakın arkadaşından rica minnet Rania’nın, Champlain Sokağında yaşadığını öğrenince onun bu yolu her gün yürüyerek gidip gelmiş olmasına şaşırdı. Yolun uzun süreceğini tahmin edince saatine baktı, gün neredeyse batacaktı.

Sabah erkenden geldiği sokağın köşesinde faytondan indi Evelia. Derme çatma kulübelerin, tenekeden yapılmış barakaların hâlini görünce uzun yıllardır vali Haussmann’ın Paris’in çehresini değiştirmeye yönelik projelerini daha iyi anladı. Şehrin merkezinden buraya gelene kadar gördüğü değişim sefaletten ziyade hayata bir bakış açısı ortaya koyduğunu fark etti. Onun gözünde de değişmeliydi düzen. Yıllardır isyanların, ayaklanmaların başını çektiği bu bölgelerin temizlenmesini iyi olarak görse de bu değişimlerle yoksul halkın şehrin dışındaki banliyölere sürülmesi gerçeğini de göz ardı edemedi. Uzun eteklerini iki eliyle kaldırıp güçlükle yürüyerek küçük bir su birikintisinde kağıt gemi yüzdüren birkaç çocuğun yanına yanaştı. Onların tuhaf bakışları üzerinde “Burada bir kadın arıyorum,” diye seslendi. Bir yandan da eli yüzü çamur, delik ayakkabılarından parmakları dışarı fırlamış, yırtık kıyafetleriyle Sefiller romanından çıkmış gibi gördüğü çocuklara tiksinmiş gibi bakmaktaydı. Ellerindeki uzun çubuklarla gemilerine yön vermeye devam ederek oralı bile olmayan çocuklara, çantasından çıkardığı birkaç şekerlemeyi uzattı. Heyecanla aldıkları şekerlemeleri hemen ağızlarında yuvarlamaya başlayan çocuklar, gemilerini daha neşeli oynatmanın mutluluğu içinde çamurlaşmış suda siluetleriyle kayboldular. Bu umursamaz davranıştan sonra sinirlenmiş bir halde “İnanamıyorum,” diyerek bakışlarıyla sokağı süzdü. Gözüne kestirdiği yöne doğru yürürken etrafta çoluk çocuktan başka yaşlı bir adamın ev dedikleri bir barakanın kapısı önünde tütün sardığını gördü. Güler yüzle yaklaşıp “İyi günler efendim,” dedikten sonra uzun uzadıya Rania’nın tipini ve eskiden çalıştığı müzedeki görevine kadar anlattı. Adam, o süre zarfında Evelia’ya bakmadan titreyen elleriyle dikkatlice sardığı tütünleri bir kesenin içine doldurdu. Hiçbir şey demeden işaret parmağıyla yol dedikleri yerin karşı tarafında tamamı tenekeden yapılma, duvarlarından pas akan yeri gösterdi. Evin önünde biriken çamur havuzunun üzerinden geçebilmek için iki taş arasına konan kalas devrilmişti. Kenarlardan yürüyerek geçmeyi de imkansız görünce kalası zorlukla kaldırıp yerine koydu. Aralık bırakılmış kapıdan içeri girmeden birkaç defa seslendi ama cevap alamayınca yavaşça itti kapıyı. İnce saçtan çıkan ses, bir acının uzun ağıdı gibi yayıldı odaya. Birkaç adımda loş odanın ortasına kadar geldiğinde etrafına göz gezdirdi; bir masa, bir sandalye, bir koltuk ve tenekeden bir sobanın önüne serilmiş bir halı dışında karşı pencerenin önüne konulan yatağa uzanmış birini gördü. Sessizce “Merhaba,” dedi. Cevap alamayınca biraz daha yaklaştı. Derin derin alınıp verilen nefesler içinde uyuyan Rania’yı ve memesinden süt emen bebeğini gördü. Bebek, sol gözünü bir an Evelia’ya doğru çevirdi. Şaşırmıştı ikisi de… Tebessümle baktı bebeğe. Onun, ışığın hucüm ettiği profilinde Alexandre’nin aile resimlerinden kalma bir simanın can buluşunu fark etti. İçten fısıldayarak “Ne tatlı bir şeysin sen,” dedi. Kısa bir an anne ve bebeği izledikten sonra binlerce kilometre uzaklıkta silah ve bomba sesleri, barut ve ölüm kokusu içindeki Alexandre’yi düşündü. İkisinin de maruz kaldığı duruma üzüldü. Bir bebeğin varlığı aklındaki düzenbaz, çıkarcı soruları bir kenara bıraktırarak acıma duygusunu ortaya çıkarmıştı. Gözlerini kapatıp ellerini göğsüne koydu. Derin bir nefes alırken “Ne yapmalıyım?” diye düşündü. Hayaline iki sevgilinin mutluluk içindeki halleri geldi. “Ne yaptım ben böyle..!” derken sanki canının çekildiğini, eli ayağının boşaldığını hissetti. Yanındaki sandalyeye tutunup oturdu. Kısa bir an öylece nefes almaktan sakınarak baktı yataktakilere. Düşünceleri içinden çıkılmaz bir noktaya geldiğinde çantasındaki Fransız frangları çıkarıp masaya bıraktı. Masanın diğer ucunda gözüne ilişen deftere uzanıp paraların üzerine koydu. Defterin kapağında yazan ismi görünce merakla alıp sayfalarına baktı. İnanamadı… Alexandre’nin şiir defteriydi bu. Bir an bile tereddüt etmeden çantasına koydu defteri ve hızlıca çıkıp gitti evden.

1
1
Bu içeriğin etiketleri
, ,
Yazar Hakkında: Cemil Er

İncelikler

9 KORKU Bir şehir tuzla buz olmuş Çocuklar var dediler; koştum, bir...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir