İncelikler

Yazar Hakkında: Cemil Er

İncelikler

9 KORKU Bir şehir tuzla buz olmuş Çocuklar var dediler; koştum, bir...
Devamını Oku

8

“Sen bak işte kızım, bütün icatları burada. Belki işine yarar bir şeyler vardır,” diye söylenerek oturdu divana yaşlı kadın. Dişleri dökülmüş, kamburu iyice belirmiş, göz kapakları neredeyse gözlerini örtecek kadar sarkmış ninesine bakınca, ‘İşlerini tek başına nasıl yapıyor,’ diye düşündü. Onu, yardıma muhtaç hissettirmemek için hiç lafını etmezlerdi bu halinin. Kurtuluş savaşında, cepheye sırtında mermiler taşımış bir kadına böyle şeyleri söylemenin onu üzeceğini bilirlerdi. Bir yandan da ona sezdirmeden gizliden gizliye yaparlardı işlerini. Anlamazdı kadın unutkanlığından dolayı. “Tamam, nineciğim ben bakarım, sen yorma canını, hadi dinlen artık biraz…” Yanağına bir öpücük kondurulan kadının bu hoşuna gitmiş olacak ki “Canım benim,” derken gözlerinde belli belirsiz gözyaşı birikti. Torunu görmesin diye yüzünü yazmasının kenarıyla kapatarak “Çok severdi seni, aklı gitmesine rağmen son anına kadar andı adını… Hatırlıyor sanırdık ama sorduğumuz zaman da kim bu Sonya diye; susardı, öylece yüzümüze bakardı…” Kadının gözlerindeki yaş artınca sönen bir ocağın üstünü örter gibi örttü yüzünü yazmasıyla. “Ben şimdi gideyim bir şeyler hazırlayayım sana karnın açtır yoldan geldin.”
Torununun konuşmasına fırsat vermeden kalkıp mutfağa gitti.
Sonya, raflara dizilmiş dal parçalarından yapılma çarpık çurpuk yüzlere benzeyen şekillere bakınca çocukluğu canlandı gözlerinin önünde. Dedesi için dağlardan, nehir kenarlarından topladığı ağaç dallarının nasıl bir yaratıcılıkla bu hale geldiğine şaşırmıştı. Zaman içinde ince ince, yavaş yavaş özenle yaptığı bu şekilleri onlardan “Korkarsınız, büyüyünce bakarsınız,” diye gizlenmişti. Şimdi neden öyle dediğini anlıyordu. Her birinin yüzünde bir acı nakşedilmiş gibiydi ağaç heykellerin. “Nineciğim dokunabilir miyim bunlara,” diye yüksek sesle bağırdı mutfağa doğru. Başını çevirdiğindeyse rafın arka tarafında yaslı halde bir defter dikkatini çekti. Siyah ciltli defteri dikkatle alıp sayfalarına baktı. Yabancı dilde şiirler yazıyordu. Merakla ninesinin yanına gitti. “Seslendim ama duymadın nineciğim, bu ağaç yüzlere dokunabilir miyim diyecektim,” bir yandan da elindeki defteri inceliyordu.
Ocaktaki bakır tencerede salça kavuran kadının yüzü tebessümle doldu “Al kızım al tabi, götür hepsini, gözüm görmesin. İnanır mısın bazı geceler rüyalarıma giriyor o put gibi şeyler. Sen alacağını al oradan, istemediklerini de artık atar mısın yoksa birilerine mi verirsin ben bilmem ama bir an önce götür onları buradan,” dedi mutlulukla. “Hıı bir tane bırakırsın olmadı, ne de olsa hatırası var onda dedenin, elleri değdi, gözyaşları değdi ona. Ama şöyle eli yüzü korkutmayacak olan bir tane seç tamam mı kızım, en sevimli olanı bak tamam mı?” diyerek gülümsedi bir yandan da ocaktaki yemeği ile ilgilenirken.
“Tamam, nineciğim ben hallerim onları sen sıkma canını da bir şey diyeceğim sana. “Bu defter nedir böyle?” kadına doğru uzatarak “Rafta duruyordu.” Kadın gözlerini daha dikkatle açarak baktı. “Aa şu… Gavur işi o kızım gavur… Rahmetli onu Çanakkale savaşından döndüğünde yanında getirdi. Ah rahmetli ah, belki de bu uğursuz, lanetli şey aldı onun aklını kim bilebilir…”
“Ee nasıl yani anlamadım”
“Orada bir adam varmış işte kızım,” biraz düşündükten sonra “Hı tamam! Esir düşen bir adam, o vermiş rahmetliye. Ah ah, anlatıp dururdu adamı bize; yok şöyle iyi, yok böyle iyi hiç düşman gibi değil… Gavur oyunları işte biter mi, rahmetlinin aklını çelmiş işte,” diyerek hayıflandı kadın.
“Öyle deme nineciğim, bak burada dedeme bir şeyler yazarak vermiş defteri. Bak burada,” kadına doğru ismin olduğu yeri parmağıyla göstererek “Hediye etmiş yani.” Biraz düşünceli ifadeyle “Tarihi bir değeri var bunun… Bu arada adamın adı Alexandre. Bir de sen içini rahat tut. Savaş zamanlarında bile böyle şiir yazan birinin ben kötü olabileceğini pek düşünmüyorum.”
“Ben anlamam değerli filan, al o da senin olsun. Zaten deden kesin onu sana verirdi kızım. Ailede senden başka ilim, irfan sahibi mi var sanki. Biz bilmeyiz, kaybederiz onu orada öyle çürür gider, sen de kalsın işte saklarsın hem onu tamam mı?” Kızın elinden tutarak gözlerine baktı dolan gözleriyle “Hatıra kalır dedenden hem…” dedi.
“Canım nineciğim çok mutlu olurum.”
“Tamam, artık sen meşgul etme şimdi beni yemek olunca ben sana haber veririm. Hadi git şimdi sen o içerdeki şeyleri kaldır bir an önce.”
Elindeki kitabın şaşkınlığını üzerinden attıktan sonra içini bir sevinç kaplamıştı Sonya’nın. Yıllardır böylesi değerli bir şeye sahip olmamıştı. Gazetecilikle gezip gördüğü yerlerden aldığı birçok antika eşyayla elinde tuttuğu defterin değerini karşılaştırmak istediyse de bunu yersiz buldu. Defterin tozunu alıp yıpranmasın diye çantasından çıkardığı kıyafetine sararken minnet duygusu içinde dedesini düşündü. O an, raftaki ağaçlara baktı. Onun hala orada, o yontulmuş yüzlerde yaşadığını, onları izlediğini biliyordu, “Teşekkürler dedeciğim,” dedi, gözyaşlarını silerken.

1
1
Bu içeriğin etiketleri
, , ,
Yazar Hakkında: Cemil Er

İncelikler

9 KORKU Bir şehir tuzla buz olmuş Çocuklar var dediler; koştum, bir...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir