İkilem

Yazar Hakkında: Emre YURDAKUL

İkilem

“Ne hasta bekler sabahı , Ne taze ölüyü mezar Ne de şeytan...
Devamını Oku

Ne hasta bekler sabahı , Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı, Seni beklediğim kadar…

Bu şiiri her okuduğumda tutkuya ve aşka dair bir duygulanım krizi geçiriyorum. Acaba sözleri yazan kime sesleniyordan ziyade bu sözleri yazan faninin hissiyat ve ruh dünyası içerisinde bir gezintiye çıkmak ardından nasıl sonsuzluk deryası içerisinde dans eder gibi kelimelerin sihre dönüşümünü sağladığını merak ediyorum. Bir an hayal ediyorum bütün insanlık aynı his ve duygu helezonunda yer alsa felaket olurdu sanırım. Bu derece hissiyat her bireyin kaldırabileceği doz olmasa gerek. Açıkçası bana ağır gelirdi. Neden toplumda büyük bir kesim aşka ve tutkuya özlem duyar. Halbuki tarihten edebiyata aşka ve tutkuya dair ne varsa ya acı ile ya da ayrılık ile son bulmuştur. İnsan neden isteyerek acı çekmek ister veya acı çekmekten, endişe duymaktan haz alır sorusunun cevabını arıyorum. Bir tane örnek gösterebilir misiniz aşkı, tutkuyu zirvede yaşamış ve güle oynaya devam edegelmiş birisini. Ya da insanın elde edemediği varlığa olan tutkusu aşka mı dönüşüyor acaba? Toplumda tanık olduğumuz sorunların, dengesizliklerin, şiddetin bireyin hislerini kontrol edememesine bağlı olduğunu düşünmekte fayda var. Aşk ve nefret iki kavramda patoloji literatüründe tanımlanması gerekmez mi sizce? Lafın kısası, Allah kimseye dengesini bozacak his, tutku vermesin. Sonuç olarak madde ve mana belli bir denge üzerine oturduğu zaman huzur ve mutluluk veriyor. Ama ben yine de bu şiirin tadını şömine alevini karşıma alıp loş gün ışığımda heceleyerek içime işlercesine çıkarıyorum. Acıyı hissedip homeostasisi bozmayacak şekilde kanepemde kıvrılarak, insan zihninin en derin mesafelerine ulaşma arzusu ile kapatıyorum gözlerimi.

Yazar Hakkında: Emre YURDAKUL

İkilem

“Ne hasta bekler sabahı , Ne taze ölüyü mezar Ne de şeytan...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir