Unutuluşun Çöplüğü
Gözlerinde bir yabancı vardı şimdi. Kırk beş yıl boyunca her gün baktığı, bakarken içinin eridiği; ruhunun şefkat ve merhametle dolduğu o bakış, yerini unutulmuşluğun…
Gözlerinde bir yabancı vardı şimdi. Kırk beş yıl boyunca her gün baktığı, bakarken içinin eridiği; ruhunun şefkat ve merhametle dolduğu o bakış, yerini unutulmuşluğun…
Yaşamak ve gözlemlemek için geldiğimiz bu hayatta, dünyaya dair birçok soru geçer aklımızdan. Dünyanın geçici bir yer olduğuna dair inanış dinsel yönden yoğun olsa…
İçindeki kaosla yaşayan kadınlar, bedenlerinin gerçek değerini bilmedi, bilemedi. Zehrini akıttığı organlarının bir gün ona ihanet edeceğini düşünmeden dimdik durdu, gücünü dışarı vurdu. Güldü…
Filmin sonunda akan yazılara dalıp kalmıştı. Film sessiz sedasız bittiğinde salondaki herkes sanki ortak bir sessizliği paylaşıyordu. Birlikte karakterlerin dünyasına girmiş, o dünyanın boşluğunda…
Ağzının içinde tuhaf bir tatla uyandı. Acımsı, ekşimsi; sanki dişlerinin üstünde ince, saydam bir zar oluşmuştu. Midesi yavaş yavaş bulanmaya başladı. Bu hissin akşam…
Camdan büyük -obur olduğu belli- açık kahverengi köpeğini gezdirmeye gelen kadını görünce düşüncelere daldı. İlginç kadın, tiftik tiftik uzun saçlarını bu sefer platin sarısına…
Kahve fincanının kenarında kalan o kahverengi halka yine aynı yerde her sabah aynı suçluluk hissi gibi yapışıyor hayatıma. İnatçı, yorgun ve huysuz… Yatak sıcak…
Çünkü o ilk bütünlük, o mutlak tamlık hissi aslında çok kısa bir anın içinde saklı: Anne kucağında, henüz “ben” ile “öteki” ayrışmamışken, aynanın…
Sokaklarda gezerken üşüdüğünü fark etti. Halbuki tüm vücuduna yayılan bir ateşle uyanmıştı sabah. Onu yakmayan sadece ısıtan bir alevin ortasında kaldığını görmüştü rüyasında. Çok…
Derin bir nefes aldı… Elini kalbine koyup gözlerini kapattı. Sanki bir taş oturmuştu da göğüs kafesi bedeninin içinde yer değiştirmişti. Kıpırdamadan öylece kaç saat…