Derin bir nefes aldı…
Elini kalbine koyup gözlerini kapattı. Sanki bir taş oturmuştu da göğüs kafesi bedeninin içinde yer değiştirmişti. Kıpırdamadan öylece kaç saat kaldığının bile farkında değildi. Hafızası mı kaybolup onu terk etmişti? Yoo, imkansızdı aynı acıyı hâlâ hissediyordu.
Hareketleri, hayatı, rutinleri yerli yerindeydi. Uzun zamandır sıkışmışlık hissi sarmıştı tüm varlığıyla onu. Bir yerlere fazla ait olma hissi…
Kalkması gerektiğini hatırlattı çalan zil. Etrafına bakındı. Okuldaydı. Demek ki saatlerdir durmuyordu o taşla oturduğu yerde. O kadar ağır gelmişti ki kütlesi ona haftalar geçmiş gibi hissetmesi normaldi.
Derse gitmek için toparlandı. Öğretmek son zamanlarda sevdiği şeyler arasındaydı, denize karşı yudumladığı şarapları saymazsa tabi. Başka türlü bir hayata gözünü açmak istemişti son yıllarda. Kendini düşüncelerin girdabında bulmayacağı bir hayata…
Biri vardı sesiyle kendini bulduğu. İnsan bir sese sarılmak ister mi? O istiyordu. Tüm zayıflıklarını göstermek ve saatlerce o sesin sahibine sarılıp ağlamak istiyordu. Zayıflığın insanlara gösterilmemesi gerektiğini bilen biriydi fakat onda uyandırdığı o güven duygusu teslim olma arzusuyla doluydu.
Taşlaşmış kalbinin bir yerinde minik bir filiz belirmişti. Kimyası o kadar bozulmuştu ki insana olan kuşkuları ve inançsızlığı adım atmasını engelliyordu. Bazı duyguların üzerini kapatmak gerektiğine inandığı için böyle savunmasızca kontrol ediyordu kendini.
Koridorun yanıp sönen ışıkları altında ağır ağır yürüdü. Bedeni ait olduğu sınıfa gidiyordu fakat zihni kendinden uzaklaşıyordu. Sınıfın kapısına vardığında bir an durdu, içeriden gelen çocuk seslerini buruk bir hüzünle dinledi. Çocukların gülüşmeleri, çığlıkları ve fısıltı halindeki dedikoduları. Aslında hayat ne kadar basit şeylerden oluşuyordu. O kendi içinde yaşam ve anlam savaşı verirken yaslandığı kapının ardındaki çocuklar yaşamdan bihaber koşturup eğleniyorlardı.
Üstüne başına son kez bakıp içeri girdi. Şimdi her şeyden sıyrılıp maskesini takması ve hayatın ona yaşattıklarını öğrencilerine yansıtmaması gerekiyordu. Koca bir tebessümle selam verdi çocuklarına.
Bugün onlara aşkla ilgili bir hikaye anlatacaktı…
Hayal kırıklığına yer vermeden nasıl bir tanım yapacağını bilmiyordu. Olmayan bir şeyleri anlatmak her zaman zor gelse de son zamanlarda oluşan içindeki filiz belki bunu mümkün kılardı. Amacı içinde filizlenen tohumu korumaktı. Ve bunu yapmaya devam ederse o taşı göğsünden söküp atabilirdi…
“Aşk bazen hiç görmediğiniz birinin sesine sarılmaktır” dedi.
Ve tahtaya döndü…