Kedi ve Kadın

Yazar Hakkında: Özgül KARATAŞ

Kedi ve Kadın

Camdan büyük -obur olduğu belli- açık kahverengi köpeğini gezdirmeye gelen kadını görünce...
Devamını Oku

Camdan büyük -obur olduğu belli- açık kahverengi köpeğini gezdirmeye gelen kadını görünce düşüncelere daldı. İlginç kadın, tiftik tiftik uzun saçlarını bu sefer platin sarısına boyamış. Şimdi daha dikkat çekici olmuş. Bir de lahana bebeklerin püskülüne benzeyen kâkül kestirmiş. Kadınların faklı bir şey yapmak istediklerinde ilk akla gelen ve gerçekleştirilmesi zor olmayan o değişikliği yapmıştı. Köpeğini sık sık tekmelemesi, tasmasından acımasızca çekiştirmesinden canının bir şeye sıkılmış olduğu belli oluyordu. Elleri dolu olmasına rağmen bir yandan da kedi maması poşetiyle savaşı vardı. Elinde rahat durmayan torbaya terbiye vermek ister gibi sert müdahale ediyor, âdeta düşürmemek için dizginlemeye çalışıyordu. Tıknaz, kısa hali, koca kıvırcık kafasıyla hem bedenini hem köpeğini hem de elindeki eşyaları zor idare ediyordu. Belki daha sakin olsaydı uzaktan onu aciz gösteren bu savaş, iyi yürekliliğine gölge olmayacaktı. İçindeki iyiliği hayatındaki eksiklikler mi törpülüyordu? Belki de sevilmediği için köpeğini sevmeyi beceremiyordu. Bir anda ne kadar çok şey aklından geçti.

Kadını ve köpeğini gören kediler birer ikişer parka geldiler, hoplaya zıplaya. Bu kedileri de anlamıyordu, sanki bütün gün bu mamayı bekliyorlar, çok açıkmışlar gibi sevinç içinde koşarak geliyorlar. Oysa akşama kadar çevrede elinde mama, kedi besleyen ne çok insan vardı. “Bu zamanın en şanslı canlıları kesinlikle kediler.” diye düşündü. Her zaman sonradan gelen kedi de geldi. O da o grubun içinde ama kendini saklamaya çalışıyor sanki. Kedilerin hepsi kuyruklarını dikmişler havaya, sağa sola sevinçle sallıyorlar. O ise kuyruksuz. Kökünden kesilmiş. “Acımasız çocuklar, ne isterler bu hayvanlardan?” diye söylendi. Kuyruğu olmayan kedi kenarda duruyor, diğer kedileri uzaktan izliyor, kadının yere koyduğu mamaları yemelerine bakıyor. Kediler karnını doyurup etrafa dağılınca o da kalanları yemek için her noktada biraz oyalanıyor.

Siyah kırçıllı ya da beyaz kırçıllı gibi bir rengi var. Siyah ve beyaz birbirine karışmış, hangi rengin baskın olduğu pek anlaşılmıyor. Hiç sevimli görünmeyen karaktersiz, arada bir renk. “Herhalde bir kedinin en olmak istemeyeceği renk. Ne iyi ne kötü, asla bir daha bakıp aman ne çirkin’ ya da ‘aman ne tatlı bir kedi’ diyemezsin.” diye mırıldandı.

Sevimli biri değildim, göze hoş görünmüyordum. Ne kadar şanssızım.” diye düşünürken yetmezmiş gibi bir de kuyruğumdan oldum. Meğer kuyruğumun olmaması yaşayabileceğim en büyük felaketmiş. Canın mı, kuyruğun mu?” diye sorsalar, bu olaydan sonra hiç düşünmeden canım” derdim. En kökünden gitti kuyruğum. Daha yeni oldu bu olay. Yerler bembeyazdı, yemek bulmak için bembeyaz örtünün neresini kaldırsam diye etrafa bakınıyor, eşelediğim yerlerde bir şey bulamadan geziniyordum. İnsanlar pek dışarıya çıkmadığı için sahil bomboştu. Sahil kenarına havalar soğumadan önceki gibi mama bırakan neredeyse kimse kalmamıştı. Karnımı iyi doyuramadığım için halsizdim. Hava soğuk olmasa gün aydınlandığında bile hiç gözümü açmadan uyuyacaktım. Diğer kedilerin hali benden farklı değildi. İki kere gün aydınlanmıştı, ben ise taşların arasında yakaladığım küçük bir fareden başka bir şey yiyememiştim. Artık daha içerilere doğru, insanların çalıştığı, yaşadığı yerlere gitmek zorundaydım. Ama sahil kenarından geçen yolda arabalar çok hızlı gittiğinden karşı tarafa geçmek istemiyordum. Midemdeki boşluk hissi harekete geçmem için beni gittikçe zorluyordu. Mecbur kaldım. Yolun kenarına gelince durdum, geçsem mi, geçmesem mi?” diye kararsız bekledim. Rüzgarın ve beyaz karların düşman gibi uğuldayarak kürküme çarpması beni harekete geçirdi ve yola atladım. Uzaktan gelen arabanın şimşek kadar hızlı olabileceğini nereden bilebilirim. Hızla koşarken canımı zor kurtarabildim.

-Kediye çarptım.

– Gerçekten mi?

– Oh be, bir şey olmamış. Kaldırıma sıçradı.

-Şükür. Ölmemiş.

– Bu kadar hızlı sürme diyorum, bir şey olacak vallahi.

– Korkma! Kimse yok ortalıkta. Bu da hız mı? Millet ne basıyor bu yolda, görsen…

Karşı tarafa geçtiğimde kalbim küt küt atıyordu, o kadar çok korkmuştum ki... Arabanın canavar gibi homurdayan sesi, tekerleklerinin buldozer gibi büyüklüğü nasıl kalbimi durdurmamıştı, bilemedim. Yaşadığıma inanamıyordum. Arkamda bir hafiflik ve ıslaklık vardı. Dönüp yalanmaya başlayınca kuyruğumun olmadığını, kuyruğumun koptuğu yerin başka bir renge dönüştüğünü gördüm. Yalanmaya devam edip yaramı iyileştirmeye çalışırken kopan kuyruğumun nerede kaldığını merak ettim. Yola doğru bakınca asfaltın üzerinde siyah, kırçıllı kuyruğumun üzerinden tekerleklerin art arda geçtiğini görüyordum. Canımı kurtarmaya çalışırken kuyruğumu rehin bırakmışım meğer. Kedilerin ağladığını ben de bilmezdim. Yola bakarken kuyruğumun benden ayrıldığına üzüldüğünü düşündüm, ince bir miyavlamayla birlikte gözümden yaşlar akmaya başladı. Kuyruğumun üstünden defalarca gelip geçen tekerleklerin ona yaptıkları işkenceyi görüyordum. Yavaş yavaş asfaltla bütünleşen kuyruğumun ortadan yok olmasını izliyordum.

Artık hareketlenmeye başlamalıydım. Üstüne oturduğum kar yarama iyi gelmişti. Ağır ağır büyük ağaçları, geniş alanları olan havuzlu parka doğru yürüdüm. Yiyecek bir şeyler bulamazsam hareket edecek halim kalmayacaktı. Yanımdan geçen kadına inleyerek miyavladım, sevimli olabilmek için kuyruğumu dikleştirip kıvırmak istedim, yapamadım. Kadın beni umursamadan yanımdan geçti, kuyruğum olsaydı dayanamazdı biliyorum.

Biraz uzakta köpeğini gezdiren kadını gördüm. Ona doğru ağır ağır yürürken bir martı yarama doğru hızla yaklaştı. Karın üstüne oturup kalan son gücümle martıya pençelerimi ve dişlerimi gösterince tekrar yükselip parkın yanındaki çatıya doğru uçtu. Tuhaf saçları olan kadın beni görünce yüzünde acımayla bana yaklaştı. İyi insanlar gibi bakıyordu, yere çömelip elindeki torbadan önüme mama koyarken benimle konuşuyordu bir yandan da. Sesi o kadar tatlı geliyordu ki Mamayla birlikte yumuşacık, sakin sesi ilaç gibi geldi. Ona minnetimi göstermek için kuyruğumu sallayacakken bendeki büyük eksikliğin acısını derinden hissettim. Bacaklarına sürtünmekle yetindim.

Bu içeriğin etiketleri
, , , , ,
Yazar Hakkında: Özgül KARATAŞ

Kedi ve Kadın

Camdan büyük -obur olduğu belli- açık kahverengi köpeğini gezdirmeye gelen kadını görünce...
Devamını Oku

1 Comment

  • Ben karakterin hem göze çarpmadan görünüşünü hem iç dünyalarını duymayı çok seviyorum. Bu bana eşlik hali veriyor. Bunu bağırmadan sadelikle yapman beni hemen karakterle yan yana getirdi. Ayrıca onların dünyasını tasvir etmendeki derinliği de sevdim. Çok sevdiğim bir romanı okuyormuşum gibi geldi. Tebrik ederim okuması çok güzeldi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir