İyilik

Yazar Hakkında: Özgül KARATAŞ

Kedi ve Kadın

Camdan büyük -obur olduğu belli- açık kahverengi köpeğini gezdirmeye gelen kadını görünce...
Devamını Oku

Bu ışık ne böyle? Sevmiyorum yağmurlu havanın ardından parlayan güneşe karşı araba sürmeyi. Asfaltın üzerindeki su birikintileri her zaman gözümü alır; sanki ayna gibi güneşin ışığını direkt gözüme yansıtıyor. Güneş, hıncını kara bulutlardan ve yağmurdan alırcasına iyice parlıyor. “Sen hıncını alacaksın diye olan bize olacak.” Bir gün sırf bu ışık hücumundan dolayı kaza yapacağım diye ödüm patlıyor. 

Böyle havada arabayla dışarı çıkmazdım ama yengem, telefonda amcamın fenalaştığını söyleyince, hele o çaresiz,  yalvaran sesini duyunca, yağmur güneş dinlemek mümkün mü? “Üzgünüm yenge, böyle havalarda araba kullanmayı tercih etmiyorum.” mu diyecektim? Başka kimseleri yok zaten Türkiye’de. Çocuklarının ikisi de yurt dışına çalışmaya gittiler ve bir daha dönmek istemediler. Yengemle amcam burada tek başlarına idare ediyorlar. Ben de onların yeğeni, çocuğu, arkadaşı oldum. Onlar ise bana annem babamdan daha yakın oldular her zaman; hem mesafe olarak hem candaş olarak. Annemle babamı düşününce onlara kızgınlığımın yükselen hızı gaz pedalındaki ayağıma yansımış sanki, farkında olmadan arabayı biraz hızlı kullanmışım. “Şimdi amcama yardım etmeye çalışırken tam tersi duruma girmenin gereği yok.” diye düşünürken “Eyvah, araba yoldan fırlamış!” diyen acı ses bir anda yanımda oturan başka birinden gelmiş gibi kulağıma çarptı. İşte, korktuğum başıma gelmedi ama ne yazık ki başkasının başına gelmiş. Arabayı kenara çekip kaza yapmış arabanın yanına koştum. Kazayı ilk gören anlaşılan bendim. 

Korktuğum anda kalbim düzensiz atmaya başlar, ne yapacağımı bilmez halde nefesimi düzenlemeye çalışırım. Yine öyle oldu ama bu sefer nefesimi düzenlemeyi bile aklıma getirememişim. Hemen arabayı kenara çekip kaza yapan arabanın yanına koştum. Ortalarda kimse yoktu, sanki birileri varmış onlara konuşuyormuşum gibi sesli bir şekilde “Kaza yeni olmuş herhalde, ilk gören ben olmuşum demek.” dedim. “Şoför sanırım parlayan asfaltta gözü kamaşınca direksiyon kontrolünü kaybetmiş.” aklıma gelen ilk düşünce bu oldu. Neyse ki ağaçlar iri gövdeli ve sık olduğundan işe yaramışlar; arabayı fazla ilerleyemeden durdurabilmişler. 

Saatler sürebilecek olay yeri incelemesi, analizler ve yorumları kısa sürede tamamladıktan sonra saniyeler içinde ön tarafa geçip yaralanan var mı diye arabanın içine baktım. Adamın kafası direksiyona çarpmış, alnının sol tarafından ince ince kan akmaya başlamıştı. “Kaza yeni olmuş.” diye tekrar mırıldandım. Kapıyı zorladım, açılmadı. Cam açık olduğu için elimi içeri uzatıp bileğinden nabzına baktım. Nabız atışı normaldi. “Beni duyuyor musunuz?” diye yüksek sesle sordum. Adamdan zayıf bir inleme sesi gelince çok sevindim. Korku, omuzlarıma bastırdığı ağır kaba elini almıştı üzerimden. Tanımadığın, belki tanısan nefret edeceğin bir insan için bu kadar uğraşmak, endişelenmek, hayatta kalmayabilir korkusu yaşamak… İşte bunlar insanı diğer canlılardan ayırabilecek özelliklerden biri sayılamaz mı? 

Şehre varmaya neredeyse beş dakikalık yolumuz vardı. Hemen ambulansı arayıp konumu söyledim, olayı ve adamın durumunu anlattım. O sırada yoldan geçen iki araba biraz duraksayıp ne olduğunu anladıklarını sandıktan sonra yollarına devam ettiler. “Bu da çok insani bir davranış.” diye düşündüm. Ben de bazen yolda gördüğüm kazalara böyle tepkiler vermemiş miydim? 

Ambulansı aradıktan sonra gelmesi yarım saati buldu. Ambulanstaki görevli, onlarla hastaneye gelmem gerektiğini söyledi. Böyle bir şey yapma zorunluluğum olacağı aklıma hiç gelmemişti. İnsanların neden sadece kısa bir duraksamadan sonra yollarına devam ettiklerini şimdi anlıyorum. Görevliye amcamın rahatsız olduğunu, acil telefon geldiği için yola çıktığımı, ona yetişmem gerektiğini söyledim. “Çok zaman almaz hanımefendi, kısa bir sorgulamadan sonra hemen ayrılırsınız hastaneden.” deyince gitmek zorunda olduğumu ister istemez anladım. Yapacak bir şey yoktu şu an ama kendimi o kadar çaresiz hissediyordum ki çok sevdiğim amcama yardım edememenin, elimden bir şey gelmemesinin ağır yükü omuzlarıma iyice binmişti. 

Yengemi aradım, haber vermek için. Art arda beş defa çaldırmama rağmen telefonu açmadı. İçimdeki kuşkular, elimin kolumun bağlı olması, orada neler olduğunu bilememek çaresizliğimi, içimdeki sıkıntıyı iyice arttırdı.

Öğleden sonra olmasına rağmen yollar açıktı, çok kısa sürede hastaneye vardık. Kapıda bekleyen polis memuru beni giriş kattaki polis odasına aldı. Saat kaçta orada olduğumu, arabanın yağmurdan kaymış olabileceğini, arabada adamdan başka kimsenin olmadığını, adamın şoför koltuğunda olduğunu ve hemen ambulansı aradığımı söyledikten sonra adli bir sorun olmadığını düşünen polis memuru, tutanağı imzaladıktan sonra çıkabileceğimi söyledi. 

Hızla yaralı adamın ne durumda olduğunu öğrenmek için yanına gittim. Hayati tehlikesinin olmadığını öğrenince telefon numaramı hemşireye bırakıp, hastanın kendisine geldiğinde ona vermesini, gerekirse beni arayabileceğini söylemesini istedim.

Şimdi içimde “Acaba amcama bir şey oldu mu?” korkusuyla onların evine doğru sürmeye başladım. “Yapacak bir şeyim yoktu; kazayı öyle görüp de bir şey yapmadan geçip gitseydim kendimi affetmezdim.” kelimeleri kafamın içinde dolaşırken bir yandan da “Allahım, amcama n’olur bir şey olmasın.” diye dua ediyordum. 

Amcamın evine gelince zile birkaç defa basmama rağmen kapı açılmadı. Kalbimin atışı o kadar hızlandı ki nefes almakta zorlanıyordum. “Kötü bir şeyler oldu, kesin kötü bir şeyler oldu,. diye hızlı hızlı, anlaşılmaz bir şekilde tekrar ediyordum. Amcamın evinin karşısındaki dairede genç bir çocuk kapıyı açtı. Ona ne soracağımı bilemeden çaresizce baktım. “Ambulans geldi, amcayı götürdü. Teyze de onunla gitti.” dedi. “Yaklaşık bir saat önce.” diye ekledi. Hiçbir şey diyemeden hızla arabaya koştum ve hastaneye vardım. O arada sanki zaman durmuştu, ne düşündüm, ne gördüm, ne yaptım hiçbir şey hatırlamıyordum. 

Hastaneye varınca hemen acil bölümüne koştum. Bugün ikinci defa acile gelmiş oldum. Kayıt bölümüne amcamın ismini verince, hastanın işleminin yapılmasının ardından yoğun bakıma alındığını söylediler. Yoğun bakım bölümünün girişindeki hemşireye amcamın ismini söylediğimde, onun yüzündeki acı ifade bütün kanımın donmasına, kalp atışımın durmasına, gözümün kararmasına yetmişti. Bayılmışım. 

Kendime geldiğimde yengem yanımdaydı. Hayat arkadaşını kaybetmiş bu kadın ne hissettiğini bile anlayamaz halde iyice küçülmüş, büzülmüş, neredeyse dünyadan silinecekti. Ona karşı öyle mahcuptum ki amcamın öldüğünü onun ağzından duymak beni ezdi, ezdi; kocaman kayaların arasına sıkıştırdı sanki. Bütün kemiklerimin acıdığını hissettim. Keşke hiç kendime gelmeseydim… Keşke o kazayı görmeseydim… Ya da gördüğümde diğerleri gibi kısa bir duraklamadan sonra arabanın yanından geçip gitseydim.

Bu içeriğin etiketleri
, ,
Yazar Hakkında: Özgül KARATAŞ

Kedi ve Kadın

Camdan büyük -obur olduğu belli- açık kahverengi köpeğini gezdirmeye gelen kadını görünce...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir