Yanılsama

Yazar Hakkında: Cansel ÇAVIŞ

Biraz Sessizlik

“Gürültü zihnin zinciridir; sessizlik ise özgürlüğüdür.” Arthur Schopenhauer. Zincirlerine bağlı olanlar ya...
Devamını Oku

Cama vuran yansımayla irkildi aniden. Neyin yansıması olduğunu kestiremediği bir gölge geçivermişti sanki. Belki de okuduğu kitaba daldığı için öyle hissetmişti.

Gece yarısı loş ışığın altında kahve içerek bir şeyler okumayı veyahut yazmayı gençliğinden beri hep, oldukça huzur verici olarak nitelerdi. Bu gece de onlardan bir tanesi olmaya aday olabilecekken garip bir yansıma, belki de yanılsama diyebileceği türden bir gölge geçiverdi camdan. Sonbahar yapraklarının döküldüğü, sarı ve turuncunun her tonunun görülebildiği bahçeden tedirgin edici bir hışırtıyla yürüme sesiydi bu. El fenerini aradı gözleri ilkin. Çıkıp bakmalı, kafasındaki soru işaretlerini yok etmeliydi. Sonra tereddütte kaldı bir an. Durup dedi ki kendi kendine:

– Ama ya O’ysa?

Kimdi “O” dediği?

Geçmişinin veya geçmişteki hatalarının bir insan suretine bürünerek bugününe yansıması mı? Ya da hiç olmayan ama kendi kafasında var ettiği, korkup çekindiği, gelmesinden endişe duyduğu varlık mı? Belki de hiçbiri. Kocaman bir yanılsama tüm olanlar. Hışırdayan yapraklar rüzgârdan, gölgeler sokak lambasının ağaca yansımasından, kesilen elektrik de teknik bir sorundan. Bu kadar basit ve anlaşılırdı her şey belki de.

Geçmiş demişken, sahi ne olmuştu geçmişte? Ana karakteri derinden etkilemiş olmalıydı ki bu geçmiş, yalnızken duyduğu ilk seste böylesine tedirgin olmuştu. Duyduğu ilk sesten ziyade, yalnız olması ve elektriklerin olmadığı bir geceye denk gelmesiydi bu diken üstünde oluş. Gözlerini sımsıkı yumdu ve uyumaya çalıştı. Eğer uyursa; uyandığında sabah olur, güneş doğar, ve tüm korkuları gün ışığıyla birlikte yok olup giderdi.

Doğuştan korkma içgüdüsüyle mi doğarız yoksa yaşanmışlıklar mı bizi bu duyguya iter? Tüm korkular, kaygılar zamanla geçer mi? Bu soruların girdabında nihayet dalmıştı uykuya. İrkilme ve kâbusların olmadığı güzel bir gecenin sabahı da beyaz ve dingindi elbette. Ancak zamanla kâbusları, her an ve her yerde irkilme hâlleri, korkuları artarak devam etti. Neydi tüm bunların müsebbibi?

Büyük resme bakıldığında mavi rengin hâkim olduğu berrak ve sakin bir deniz, bembeyaz bulutlar, şefkat dolu güneşi ve ilkbahar rüzgârını açıkça hissetmek mümkündü. O halde neden? Korku imparatorluğunu yüreğinde kurduran, ona hükmeden, yöneten, beyninde girdaplar açıp çıkışı bulundurmayan şey…

Aynaya her baktığında gördüğü yabancı, adını koyamadığı yansımaların karanlığında yalnızdı. Kabullenmeliyim artık diye düşündü. Eğer korkularımın benim doğal yaşamımın bir parçası olduğunu kabullenir, onlarla(zor da olsa) yaşamayı öğrenirsem atlatmam daha kolay olur belki düşüncesine sımsıkı tutundu.

Normal olduğunu kabul ederek ilk adımını attı. Hatta bundan sonraki süreçte yazılarında korkularına da yer vererek onları hayatının doğal akışı içerisine koydu. Çünkü kaynağını araştırmak aynada, duyduğu tüm seslerde, gördüğü tüm yüzlerde anlam arayışına girmek son derece yorucu ve karanlıktı.

Karanlığa dalmaktansa, kendi aydınlığında gücü yettiğince kabullenişi ve bu doğallığı sayfalara dökmeye karar verdi. Bundan sonra yansımaları değil de yanılsamalarını tüm yönleriyle anlatacak, kalemiyle nefes alacaktı.

Yazar Hakkında: Cansel ÇAVIŞ

Biraz Sessizlik

“Gürültü zihnin zinciridir; sessizlik ise özgürlüğüdür.” Arthur Schopenhauer. Zincirlerine bağlı olanlar ya...
Devamını Oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir