
“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.” Bu ayet bizlere ilim öğrenmenin, bilgi sahibi olmanın ve sahip olduğumuz bilgiyi en güzel şekilde işlemenin önemine vurgu yapar. Öyle bir vurgular ki cehaletin konforlu yatağında güvenle uyurken; bilme ve anlama ihtiyacının dikenleri batmaya başlar inceden. Bu fark ediş insana kim olduğunu ve yaratılış gayesini düşündürmeye başlar. Konfor alanını terk etmeden bir şeyler elde etmenin mümkün olmayacağını anlar. Bu anlayış da çıkacağı ilim yolculuğunun ateşini harlar. Ateşin ne denli büyük ve parlak olacağına ise akıl karar verir.
Kur’an-ı Kerim’de bilmek ilim ve öğrenmek kavramları insana verilen en büyük değerler olarak vurgulanmışken; bilmiyorum’un gücüne sığınmak, sorumluluktan ve değişimden kaçmak ne denli doğru olur?
Francis Bacon der ki: “Bilgi güçtür.” Yani bilen insan güçlü insandır. Kendi kendine yetebilen bir başkasının kolundan tutup da kaldırmasına gerek duymadan yaşayabilen insandır.
Bilmenin sınırı var mıdır? Şu noktaya kadar okursan, gezersen veya dinlersen her şeyi biliyorsun denilebilir mi?
Elbette hayır! Bilmek, sınırı olmayan bir yolculuktur. İnsan öğrendikçe zihninde yeni ufuklar açılır; olayları kavrayışı ve kontrol edebilme gücü artar. Kendini bilmekle başlayıp merak duygusunun etkisiyle canlanan anlamlı bir zihin yolculuğudur. Ne kadar çok öğrenmeye ve öğrendiklerini uygulamaya açık olursa bir beyin, o ölçüde gelişir elbette. Tek başına okumak, dinlemek veya gezmek yetmez. Tüm bunları yaşayarak tecrübe etmek bilginin temelini oluşturur. Nasıl ki temeli sağlam bir bina yıllara meydan okursa, bilgisinin temeli sağlam olan insan da etrafına ışık saçmaya devam eder. Herkesin karanlığından şikâyet ettiği bu dünyada bilgisi ve tecrübesiyle parlayan insanlara da büyük saygı duyulur.
Nice kalemler vardı geçmişte; keskin kılıçları yenen. Öyle ince sözler oldu ki savaş cehaletini bitiren. “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı.” Nerede, nasıl ve ne konuşacağını bilmek ve bunu yumuşak bir üslup ile süslemek nice anlaşmazlıkları bitirmiştir.
Örneğin; VI. Haçlı Seferi tek damla kan akıtılmadan Kudüs’ün alındığı tek sefer olarak tarihe geçer. Nedeni ise Roma İmparatoru II. Friedrich, savaşmak yerine diplomatik bağ kurarak zafere ulaşacağına inanmış bir liderdi. Doğu kültürüne ve felsefesine hayran, entelektüel bir insandı. Friedrich, Eyyubi Sultanına felsefe, bilim ve matematik üzerine mektuplar yazarak dostane bir diplomatik bağ kurdu. Eyyubi Sultanına iç düşmanlarına karşı akıl oyunları ile destek vaat etti. Böylece kaynaklara göre, tek bir kılıç dahi çekilmeden doğru üslup ile Kudüs alındı.
Sonuç olarak görünürde cehalet konforlu ve güvenli alan gibi dursa da asıl konfor bilginin ve doğru üslubun kendisidir. İnsan bildikçe ve tecrübe sahibi oldukça kendi güvenli limanını inşa eder.