
Bugün son derece heyecanlı uyandı Celâl. Alarmı duyar duymaz gözlerini açtı ve itinayla hazırlanmaya başladı. Uzun zamandır bugünü ve yaşayacağı macerayı bekliyordu çünkü. Önce sağlam bir kahvaltı etmeliydi; etti. Ardından çantasını gözden geçirdi. Her şey eksiksiz olmalıydı. Böylesi bir maceraya ilk kez atılan biri için, baştan savma ve özensizlik oldukça can sıkıcı olurdu. O yüzden tüm kontrollerini tekrar tekrar yaptı Celâl. Uyku tulumu, mat, yağmurluk, fener, matara ve en mühimi not defteri-kalem… Her şey tamamdı. İzcilik kampına gönül rahatlığıyla katılabilirdi artık. Uzun zamandır hayalini kuruyordu bu kampın. Çünkü doğayı, keşifler yapmayı ve doğanın gizemine biraz daha yaklaşmayı çocukluğundan beri ilgi çekici bulurdu hep.
“Yeşil Giz” adını verdiği defterini dolduracak olmasının heyecanı da ayrı güzeldi. Şehrin gürültüsünden uzaklaşarak doğanın sunduğu huzur ve hayatın birbirine bağlılığı, doğanın gizeminin temeli olmalıydı. Tüm bunları tahayyül ederken aniden bastıran yağmur, uyandırmıştı onu dalgın hâlinden. Servise koşarak yetişti. Takribi bir saat sonra kamp alanında olacak; fiziksel ve zihinsel bir dönüşümden sonra asıl kendini bulacaktı. Derken servis yolun yarısında durdu ve herkese inmesi gerektiği, ayrı ayrı yönlere dağılıp keşif yapmaları ve kamp alanına ulaşmaları söylendi. Hoşuna gitmişti bu durum Celâl’in.
Gerçek bir izci olmak istiyorsam, doğayla baş başa kalıp dinginleşmeye, sinir sistemimi sakinleştirmeye ihtiyacım var. Yön bulma, yiyip içme, ısınma ve barınma elbette temel ihtiyaçlardır. Ancak insan hayatta kalmak istiyorsa önce ruhunu beslemeli, sağlıklı bir bilinç hâliyle kendini dinleyip mantıklı kararlar verebilmelidir.
Yüzünü serinletip saçlarını dağıtan rüzgâr, hafif çiseleyen yağmurla uyum yakalayınca muazzam bir koku duydu Celâl. Ardından tatlı bir su sesi onu şelaleye doğru yönlendirdi. Burada bir müddet kalıp notlar almaya karar verdi. Çünkü su sesinin yatıştırıcı etkisi düşüncelerine özgürlük fırsatı sunuyordu. Tıpkı suyun berrak ve akıcılığı gibi kelimeler de net ve akışkandı zihninde. Kendi hayatını gözden geçirdi burada. Kaybettikleri, kazandıkları, hayatına girenler, çıkanlar…
Edindiği tecrübeler ışığında günden güne değişip olgunlaştığını fark etti ve her olaydan sonra “Bunda da vardır bir hayır” deyip geçmeyi öğrendi. Kalabalıktan uzaklaşıp kendine yaklaşınca aslında iç dünyasının ne kadar da zengin olduğunu kendini keşfetmesi gerektiğini anladı. Her fırsatta konuşup kelimeleri israf etmektense anlamlı susuşların önemini kavradı. En kolay ibadet susmak ve güzel ahlâktı çünkü. Kuş cıvıltıları duydu sonra. Gözlerini kapadı derin bir nefes aldı ve yazmaya başladı gözlemlerini:
Doğanın gizemini anlamak için önce kendini anlamalı insan. Çünkü doğayla insan arasında çok sıkı bir bağ var. Vücudumuzdaki milyonlarca damar, ağaç dallarının bir kopyası âdeta. Damarlarda dolaşan kan bizi hayatta tutarken; ağaç dallarında dolaşan su, ağaca nefes oluyor. Akabinde de meyvesine can. Parmak izimiz meselâ. Tıpkı ağaç kütüğünün yüzeyiyle aynı. Her birimizi eşsiz kılan bu izler, her bir ağacı da kendine has ve değerli kılıyor. Cevizin beynimize benzeyip yine beyne iyi gelmesi, dilimlenmiş havucun göze benzeyip göz için şifa deposu olması bu gizemlerden sadece birkaçı. İşte tüm bunlar düşünüp anlayabilmemiz ve her koşulda şükretmemiz için muazzam vesileler. “Yeşil Giz” defteri istediği gibi doluyordu şimdilik. Keşşaflık yapmaya devam diyerek kalktı yerinden. Osmanlıda keşşaflık, günümüzde izcilik.Anlam itibarıyla aynı kapıya çıkıyordu neticede. Ağaçtaki yosunlardan yönünü kolaylıkla tayin etti Celâl. Güneş batmadan kamp yerine varmış olacaktı. Yürümeye devam etti azimle. Akşam olmadan ulaştı kampa.
Tüm izciler yakılan kocaman kamp ateşinin etrafına dizildi.Ve gün içinde edindikleri notlarını paylaştılar. Ardından derin ve dinlendirici bir uykuya çekildiler. Kamp ateşinin çıtırtısı ve ateş böceklerinin düeti geceyi anlamlı kılmaya yetiyordu. Sabahın ilk ışıklarıyla gözlerini açan genç izciler, yeni güne yeni hedeflerle uyandı.
Temel izcilik eğitiminin yanı sıra; tırmanış, bisiklet sürme, yön bulma, doğa yürüyüşü, ilk yardım, binicilik ve okçuluk gibi dersleri alarak fiziksel ve zihinsel yönden doyuma ulaştılar. Gün sonunda ne kadar yorulmuş olsalar da doğanın ve kendi iç dünyalarının gizemine bir nebze olsun yaklaşmanın hazzıyla defterlerine son noktayı koydular. Celâl ise şöyle sonlandırdı yazısını: Velhâsıl-ı kelâm mânâ ikliminde güneş de var sis de. Ya kaybol, ya da ışığın kendisi ol.