Ya Sonrası

Yazar Hakkında: Cansel ÇAVIŞ

Biraz Sessizlik

“Gürültü zihnin zinciridir; sessizlik ise özgürlüğüdür.” Arthur Schopenhauer. Zincirlerine bağlı olanlar ya...
Devamını Oku

“Yüzde ısrar etme doksan da olur, insan dediğinde noksan da olur, sakın büyüklenme elde neler var, bir ben varım deme yoksan da olur.” demiş Mevlâna. Kanaatkâr olup yetinmeyi, insan denilen varlığın eksikleriyle de var olabileceğini, kibrin yanlışlığını ve bir insan bu dünyadan göçüp gitse dahi yine de hayatın devam edeceğini, saatin durmayıp güneşin yine doğacağını anlatan muazzam dizeler.

Kitabı kapattığında güneş doğmuş odanın içini ısıtmaya başlamıştı çoktan. Camı açıp mis gibi tazecik seher yelinin içeri dolmasına müsaade etti. Bugün de güne okuyarak başlamış, bilme ve anlama ihtiyacını tatmin ederek eksiklerini tamamlamanın haklı gururuyla çayını demlemişti. Ardından demli çayını eline alıp pencereye doğru yürümüş ve tefekkür etmeye başlamıştı. “Tefekkür” insanın kendi beyninde ücretsiz ve özgürce seyahat edebildiği, nefes alabildiği derin bir bilinç hâli. İnsanoğlu bilinciyle var olur elbette. Zihinsel manada onu tamamlayan, eksiklerinin ayırdına varıp anlamlı hamlelerle onu var eden mekanizmadır bilinç. Bu mekanizmayı işlevsel bir şekilde kullanabilmek, hayatımızda neyin eksik neyin tam olduğunu seçebilmek mühim bir meseledir elbette. İç sesi bunları söylüyordu. Ancak acımasızdı bugün kendine karşı. “Eksiksin, eksiltildin, belki bilerek belki bilmeyerek eksik yaşıyorsun bu hayatı.” Bunları düşünürken fırından gelen tarçının kokusu uyandırdı onu düşlerinden. Tarçınlı cevizli kek…

Yavaş Yavaş yürüdü fırına doğru, çıkardı tepsiyi ve öylece koydu masaya. Uzun uzun kokladı önce. Tadına baktı ardından. Oldukça küçük ama tadını damağında hissedecek kadar tam bir tadım yaptı. “Eksik!” deyiverdi yeniden. Tıpkı benim gibi bu kekte de eksik olan bir şeyler var. Belki de “O” yapmadığı içindir. Onun elinin değmeyişinin buruk acısıdır bu. Ya da onunla beraberken yediği kek bile ayrı bir keyif veriyordur eskiden. Cevizden değil de onun gülüşünden kaynaklıdır lezzet. Tarçından değil de onun sesinden geliyordur rayiha. Demli çayın tadı bile onunla içerken bir ayrı güzeldir. Şimdiyse tüm yarımlardan bir bütün olmaya çalışan, sessiz ve yalnız bir adamın iç sesiydi tüm bunlar. Sahi, hiç şikayetçi olmadığı sessizliği son zamanlarda artarak devam ediyordu. Eskiden de pek konuşmazdı zaten,  içinden konuşur, derin derin düşünür ve kendi sessiz dünyasında sakince yaşayıp giderdi.(Giderlerdi.) Ta ki onları ayıran, ikisini de eksik bırakan o elim güne dek.

“Ya sonrası,” deyiverdi yine içinden.” Ya sonraları, sonralarımız, beraber oturacağımız sofralarımız…” İşte tam burada yutkunamadı. Tarçın damağına değdiğinde de böyle olmuştu. Boğazında bir acılık, göz pınarlarında bir doluş hissi buram buram vuruyordu bu sabah. Yaşanamayan güzel günlerin yakıcı yansımalarıydı tüm hissettikleri. Bu sabah sığamıyordu eve. Doldu taşamadı çünkü. Belki konuşsa, birine anlatsa rahatlayacak, nefes alabilecekti ama sanki tüm kelimelerini de beraberinde götürmüştü O.”Böyle olmayacak” deyiverdi. Evden çıkıp hava almalıyım. Bir yürüyüş belki ormanda. Ardından sade bir Türk kahvesi her zamanki yerimizde, güneş batmaya yakın da çadırlarımızı kurar kamp yaparız. Tıpkı eski günlerdeki gibi. Öyle de yaptı. Yürüdü, koştu, kahvesini yudumlayıp çadırını kurdu. Bu dinginlik iyi geliyordu ona. Kitabını açtı sonra. Yavaş yavaş okumaya başladı. Bu sefer sesli. Çünkü zifiri karanlığın göremediği diğer canlıların ve bu ağaçların biraz sese ihtiyacı vardı. İki bakış, bir hikmet. “Sevinince toprağa, üzülünce göğe bakın. Yerde tevazu, gökte ferahlık vardır.” Hz. Muhammed(s.a.v) Kitaptan başını kaldırıp çadırdan dışarı çıktı. Uzun uzun baktı göğe. Sayısız yıldız vardı bu gece. Baktıkça ferahladı. Ferahladıkça baktı. Yeşilin tüm tonlarına cömertçe ev sahipliği yapan bu ormanın gecesi ayrı, gündüzü ayrı güzeldi. Sabah da maviliği görebilmek umuduyla usulca yumdu gözlerini. Tahmin ettiği gibi yalnız kalmadı düşünde. “Nefes al! İnatla yaşamaya devam et! İkimizin yerine yaşa.”

Gözünü açtığında ağaçların arasından keskin bir hüzme yayılıyordu. Dışarı çıktı ve gökyüzünü seyre daldı. Ardından bir sevinç kaplayıverdi içini. Göğsüne batan o şey bu sabah yoktu. Belki de özgür bırakılmaya ihtiyacı vardı artık ruhunun. Bir avuç toprak alıp kokladı ve dedi ki: “Bu koku için yaşanır.” Ferah, temiz ve canlı. Tevazuyu öğrenecek, ferahlığı tadacak, ve tüm eksikleriyle var olmaya devam edecekti.

Yazar Hakkında: Cansel ÇAVIŞ

Biraz Sessizlik

“Gürültü zihnin zinciridir; sessizlik ise özgürlüğüdür.” Arthur Schopenhauer. Zincirlerine bağlı olanlar ya...
Devamını Oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir