“Yürü bre yalan dünya, sana konan göçer bir gün. İnsan bir ekine misal, seni eken biçer bir gün.” demiş Karacaoğlan. Öyle ki Sultan Süleyman’a kalmayan, Bozkırın Tezenesine “Cahildim rengine kandım.” dedirten, Veysel’in iki kapılı bir han söylemiyle doğum ve ölümü sembolize ettiği dünya hayatı, bir rüyadan ibarettir elbette.
Âşıklarımız o kadar net ve vurucu ifadelerle anlatmışlar ki dillerimize pelesenk olmuş durumda sözleri. Her doğanın elbet bir gün öleceğini, küçük bir ekin misali oluşumunu tamamlayıp gideceğini, ne kadar çok varlığa sahip olsa da insanoğlu,küçücük bir kabrin darlığına gireceğini ve ışıltısıyla rengiyle henüz toy zamanlarımızda bizleri daha çok kandırabilecek güçte olan dünyayı anlatan etkileyici dizeler. Tüm insanlığın ressamı olduğu bin bir renkle bezenmiş tablo da diyebiliriz. Neden mi? Eskiden bin bir renk vardı bu bu tabloda. Açık renklerin uyumlu ve iç açıcı enerjisini görmek mümkündü. Ancak zamanla tablonun bazı bölümlerine siyah, beyaz ve grinin hâkim olduğunu üzülerek seyrettik. Yaşanmışlığa göre renk aldı. Bir tarafta tok midelerin güldürdüğü çehreler, diğer tarafta ümitsizlik ve ıstırabın çaldığı yok olmuş tebessümler. Galip ile mağlup belirsizliginin zirvede olduğu renklerin dahi şaşkınlıkla baktığı değersiz bir tablo çıkıverdi karşımıza. Son derece değersiz; ancak insanoğlunun peşinden koşmayı bırakmayacağı kadar da merak dolu oldu. Neydi insanları böylesine merakta bırakmasının, hep cazip görünmesinin tılsımı? Acelecilik, daha çok kazanma hırsı, rahat ve zahmetsiz bir gelecek hedefi belki de. Oysa çok çabuk unuttuk ya da hiç hatırlamadık şu en can alıcı noktayı:” Mutlu olanlar ancak Cennettedir.”
Dünya hayatı geçici ve aldatıcıdır. Ebedi huzur yeri değil, bir imtihan sahası olarak anlatılır bizlere. Bizler ise elde edemeyeceğimiz “mutluluk” kavramının peşinden rüzgârda kalmış yaprak misali savrulur dururuz. İşte tam burada yani savrulacağımız noktada sağlam bir duruşa ihtiyacımız vardır. O duruşun anahtarı da elbette tevekkülde gizlidir. Üzerimize düşen sorumluluğumuzu lâyıkıyla yaptıktan sonra kenara çekilip payımıza düşene razı olmaktır.
Dünya hâli en nihayetinde. Şaşırtıcı, beklenmedik ve zor olaylarla karşılaşmamız su götürmez bir gerçektir. Bu gerçekliğe ne ölçüde adapte olduğumuz ve hangi amaç doğrultusunda nefes aldiginixu
“…Dünya hayatı, aldatıcı bir menfaatten (metadan) başka bir şey değildir.”
(Âl-i İmrân Suresi, 185. Ayet)
Kaleminize sağlık feyz alınacak bir yazı olmuş. Mükemmel.
🙏🙏 sağolun