
Yaşamak ve gözlemlemek için geldiğimiz bu hayatta, dünyaya dair birçok soru geçer aklımızdan. Dünyanın geçici bir yer olduğuna dair inanış dinsel yönden yoğun olsa da kendi kendimize sorular sorarak ilerlediğimizde düşüncelerimiz birçok şekle ve yapıya bürünür. En çok, her şeyin düşsel olduğuna inanmak mantıklı gelir ya da koca bir boşluk fikri içimize su serper. Tanımlayamadığımız şeylerle karşı karşıya kaldığımızda, başkalarının doğru kabul ettiklerini benimsememiz an meselesidir. Çünkü belirsizlik, insanın en sevmediği yerdir.
Dünyanın şeklini ve yapısını, bilim insanlarının uzun süren araştırmaları sonucunda öğrendik. Oysa bunlar apaçık gözümüzle görebildiğimiz şeylerdi. Gördüğümüz şeyleri bile başkalarının onayına muhtaçken, varoluş sebebini gerçekten bilebilir miyiz? Bizler ancak düşün gücüyle anlamlandırabilir, bir kılıfa sokabiliriz. Dünya, biraz da savlar sayesinde gelişmedi mi; yoksa sadece ikna olmayı mı öğrendik?
Ya dünya Tanrı’nın lunaparkıysa? Tüm canlılar, bu parka eğlenmek için gelmiş oyuncular olsaydı… Parlak, cazibeli, ihtişamlı; zaman zaman eğlenceli ama çoğu zaman yanıltıcı. Dönme dolabın en yüksek noktasında aşağı baktığımızda ne hissederiz, bir düşünelim. Önce yüksekte olmanın ihtişamı ardından aşağıdaki insanların küçüklüğü. Belki de yukarıdan bakmak, her şeyi anlamsızlaştırmanın en kestirme yoludur. Tanrı da böyle hisseder mi dersiniz? Yukarıdan bakınca her şey ufak ve önemsiz görünür; bizler ise o önemsizliğin içinde, sanki çok önemliymiş gibi koşturup dururuz.
Çarpışan arabalara tosluyor, hız treninde çığlıklar atıyor, atlı karıncalarda sakinliğin tadını çıkarıyor, pamuk şeker almak için sıraya giriyoruz. Beklerken de aceleyle öne geçmeye çalışıyoruz. Çünkü beklemek, eğlenmekten çok ölüm fikrini hatırlatır. Biletimizin süresi dolmak üzeredir; hayata değil, sona yetişmeye çalışırız.
Eğer dünya Tanrı’nın lunaparkıysa, benim deyimimle, neden doyasıya eğlenmemize engel oluyor? Sınırsız eğlence hakkımız olsaydı bu kadar kaos yaşar mıydık? Yoksa kaos, eğlencenin değil; anlam arayışının yan ürünü mü? Bütün çirkinliklerin üstünü kapatmak için dünyayı suçlamak yerine daha sade ve düzenli bir alan inşa etmez miydik?
Bildiğim tek şey, biletler bitmeden sıraya girerek biraz daha lunaparkta kalma isteğimizin olduğu. Biraz daha güzel vakit geçirmek istiyoruz; çünkü çoğu zaman gerçekten yaşadığımızdan emin değiliz. Sonsuza kadar eğlenemesek de iyi bir finali hak ediyoruz. Belki de adil olan tek şey budur.
Ya da belki de fazla düşünüyorum.
Pamuk şekeri alıp dönme dolaba bineyim, rüzgârı yüzümde hissedeyim yeter.