
İnsan, unutan; unuttuğunu hatırlayandır. Hatırda tutandır. Hatırlamayı aklıyla, fikriyle, zihniyle; yaşanmışlıklarıyla, soy ve zürriyetinden akan enerjiyle yapar.
Kendi imzasıyla gönderildiği dünyada, imzasını hatırlayan ve o imzayı bütün kâinata yeniden hatırlatandır insan. Kendini tanıyarak, kendi özüyle buluşarak; kendi fıtratının en nahif, en kırılgan, en güçlü ve en zayıf hâllerini tanımak için adım adım çıktığı yolculuktur insanın dünya yolculuğu.
Katman katman inerken dünya sahnesine, katman katman dürülerek, sarılarak; kendi içine kendisini saklayarak dünya sahnesine indirilmesine tanıklık eder insan. Varlıkla yokluğu, eksiklikle tamlığı—ait ne varsa—deneyimler. Gâh anne babasında, gâh arkadaşlarında, okulunda; hayatının her anında ve alanında… Eksiklikle kendi içinde tamlığa doğar insan.
Kendini bilemeyecek kadar küçük; annesinden süt emerek, anne ve babasının hayata bakışıyla
şekillenecek kadar eksik doğar. Bilmeden, içinde taşıdığı âlemin farkında olmadan öğrenir; yaşar, deneyimler; öğrenir, öğretir. Öğrendikçe tamlığa doğru yol aldığını hisseder; öğrendikçe kendi doğrularını ve yanlışlarını fark eder.
Doğrularını, güçlü yanlarını fark ettikçe tam; yanlışlarını, zayıflıklarını fark ettikçe eksik hisseder. Oysa bu, dünya sahnesine inerken katman katman içine dürülen dünyayı keşfetme yolculuğundan başkaca bir şey değildir—yaşam dediği.
İbn Arabî’nin söylediği gibi: İnsan için öğrenme yoktur; insan için hatırlama vardır. İşte bu, gerçeği kendi üzerine giyinme yolculuğudur insanın yolculuğu.
Ey insan… Başardığında tam, başaramadığında eksik değilsin. Bildiğinde tam, bilemediğinde eksik değilsin. İstediğinde kendini; gökteki yıldızlardan, adındaki harflerden, doğum tarihindeki rakamlardan; anne babandan, soyundan, zürriyetinden akan enerjiden tanıyacak kadar ayrıcalıkla yaratılmış, ihtiyacın olan yetilerle donatılmış eşref-i mahlûkatsın. Gel, seninle bir yolculuğa çıkalım: Kendine, kendi pencerenden bakma yolculuğuna… Karşında aynaların var. Kimi insandan, kimi dilsiz kullardan; kimi aşktan, sevdadan; kimi evlattan, eşten… Eğer
aynalarının gözlüğünden kendine bakarsan eksik; kendi pencerenden bakarsan tamsın. Eğer aynadan yansıtılanlarla yaşarsan, kendinden eksilterek yaşarsın. Nasıl mı? Senden beklenilenleri, sana dayatılanları, öyle zannettirilenleri hayatında yaparak; onay almaya, “iyi çocuk” olmaya devam edersen kendinden vazgeçersin.
Kendinden eksiltirsin. Oysa kendi fıtratını, kader planını tanıya tanıya; özünle buluşarak yaşarsan—başına ne gelirse gelsin, ne yaşarsan yaşa—yaşadıklarının seni seninle buluşturmak için olduğu gerçeğiyle; tam ve bütün olarak yaşamanın güzelliğiyle buluşursun. İşte o vakit, güzel insan; doğru “evet” ve “hayır”larla, gerektiğinde esneyen, gerektiğinde katı sınırlarla; sorumluluklarının bilinciyle, vazgeçmen gereken her şeyden vazgeçerek ve hayatına dâhil etmen gerekenleri büyük fotoğrafta görerek; kalbin mutmain bir şekilde yaşamda yol alırsın.