Kök ve Taş

Yazar Hakkında: Fatma ALTAY

Ruhun Bedenle İlk Randevusu Dünya

Ruhun Bedenle İlk Randevusu  DÜN-YA ​Ruhunun bildiğini bedeninde, varlık aleminde görme yeridir...
Devamını Oku

Yüreğime taş oturdu; hazmedemedim. Öyle şeyler söyledi ki, taş gibi ağır geldi. Yüreği
taşlaşmış olanı da gördüm; gaddarlığı yüreğinden taşmış, yüzüne, yüzündeki çizgilere
nakşolanları… Öyle bir yerdi ki gittiğimiz; dağ, bayır, her yer taştı.

Kabına sığmadı    yüreğim, taştı. Nasıl da coştu sevinçten… Sevilmek, görülmek ne güzeldi.
Neye bakarsan, nasıl bakarsan dünya öyle şekillenir, zannına göredir. Ne zannedersen,
öyledir herşey.
İnsanın öyle idealleri vardır ki, yerin altındaki ağaç köklerinin taşı delip geçmesi gibi…
İnsanın da imkânsızlıkları imkânlı hâle getiren hayalleri, hedefleri vardır. Sonsuzluğa
kanatlarını açıp uçan bir anka kuşu gibi; sınırsız, ölçüsüz ama bir o kadar da özüyle
uyumlu idealleri, hayalleri… İşte orada imkânsızlık bir taş olur. İnsanın azimli çabası ise o
taşı delen, kendine yol bulan, iz bırakan bir kök olur.

Her şey nasıl da birbirine misal…

Taş dediğin bazen avuçta gerçeği haykıran bir şehadet, bazen yüreğe oturan bir katılık, bir
gaddarlık; bazen de imkânsızlığı hatırlatıp köklerimize “İmkânsızlığın aslında imkânlı
olduğunu” fısıldayan bir işarettir. Ve sen… Yıllardır istediğin her şeyi yüreğine taş
oturtmuş gibi imkânsız zannederek mi bekleyeceksin? Çözümün etrafında, yanına
yaklaşmaya korkan bir hâlle mi dolaşıp duracaksın? Yoksa ağacın, yerin altında sınır
tanımayan kökleri gibi; taşın sertliğini bile önemsemeden ilerlemeyi mi seçeceksin?

Kök bilir taşın sertliğini. Gözlerini kapatmaz. Olanı olduğu gibi görür; gerçekliği
çarpıtmadan tanımlar. Ne taşla savaşır ne de ona teslim olur. Yolunu bilir ve istediklerine
doğru ilerler. Kök ilerlesin ki ihtiyacı olanı görsün, bilsin, alsın; yerin altındaki karanlıkta
yönünü kaybetmeden, yukarıdaki idealleriyle buluşsun. İlerlesin ki dalı çiçek açsın,
meyveye dursun ve en sonunda yüzünü güneşe dönsün. Çünkü kök ilerlemezse toprak
anlamını yitirir; güneş çağırsa da sesini duyan olmaz.

Ve insan… Kökleriyle cesur olmadıkça, göğe layık bir ağaç olamaz. Ve sen… Hadi kalk.
Taşlaşmış, ağırlaşmış; hayallerini geriye atmış hâllerini bırak da kalk. Sisli, puslu
gözlüklerini çıkar. Ayağındaki prangaların kilitlerini aç ve yürü. Yol seni götürür. En ince
planlara gerek yok; adım atman yeterli. Yüreğinin pusulası yön gösterir, yol açılır.

Unutma: Yol, cesareti olanın ayağının altında belirir. Toprak, adımını atanla anlaşır.
Karanlık yürüyene sır olur; durana korku. Sen yürüdükçe köklerin hatırlar kim olduğunu.
Her adımda biraz daha hafiflersin, sadeleşirsin. Çünkü taş sandığın yüklerin çoğu,
aslında seni yere bağlayan değil; yerden güç almanı sağlayanmış. Zamanla anlarsın: Taş
engel değildir; ölçüdür. Kök ise niyettir. Niyetin berraksa yol eğrilmez; yorulsan da
şaşırmazsın. Ve bir gün geriye baktığında, “Nasıl olmuş? Bu kadar yolu nasıl gelmişim?”
dersin. İşte o an bil ki köklerin görevini yapmıştır. Artık taşlar seni korkutmaz. Çünkü sen
yürüyen bir köksün.

Yazar Hakkında: Fatma ALTAY

Ruhun Bedenle İlk Randevusu Dünya

Ruhun Bedenle İlk Randevusu  DÜN-YA ​Ruhunun bildiğini bedeninde, varlık aleminde görme yeridir...
Devamını Oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir