Yapabildiğini icra etmek, yapılacak en erdemli iştir. Bu çıkarımı; dilerseniz sanatsal, dilerseniz kültürel dilerseniz mesleksel, dilerseniz de günlük işler için alın. Ama illa ki alın. Ne ile ve nasıl donatılmışsak, bu donanımı ifşa etmekten başka görevi yoktur sanırım insanoğlunun? Peki kim(ler) için? Öncelikle kendin için, çevren için fakat en çok da toplum için.
Bir iş yapın, güzel olsun.
Erdem sahibi olmanın en kısa yoludur bu. Sesin çok mu güzel? İfşa et, değerlendir. Kalemin mi kuvvetli? Yaz, toplum için. Tornadan anlar mısın? Çok iyi tornacı ol? Ticarette varlığını çok iyi bir tüccar olarak ifşa et. Neyden anlıyorsan, neyin varsa dök ortaya. Mutlaka bir iş yap ve en iyisini yap. Sana bahşedilen ve/veya senin keşfettiğin özelliklerin topluma fayda sağlasın. En azından bir kişiye sağlasın.
İnsanlığın en büyük görevi bu olsa gerek.
Bilip, bilgiyi saklamak ne kadar egoist ve acımasızca; yetenek olarak bahşedilmiş özelliklerini saklayıp onunla beraber toprağa gitmek de sanırım o kadar karadır. Bu, çuval dolusu altına sahip olup açlıktan ölmek gibi bir yaklaşım değil de nedir?
Bir iş yapın güzel olsun.
Zevk sokakları tozun toprağın içinde terk edilmişliği oynarken elindeki tükenmeyen tertemiz suyu sokağa damlatmayanların sorumluluğundadır tüm karanlıklar ve çirkinlikler.
Bu durum, iyi olmayan oyuncuların sahnede boy göstermesi ile, başarısız olmalarına rağmen yöneticilerin hala idarede söz sahibi olması ile, işten anlamayan birinin usta olarak nitelendirilmesi ile özetlenebilecektir. Daha ne örnekler çıkar heybemizden de şimdilik bunlar ile yetinelim.
Sözün özü odur ki; bir iş yapın ve en iyisini yapmaya çalışın. Ettiğim söz gibi. En iyisi değil belki ama en azından çabalarımız var.