Yalnızdı

Yazar Hakkında: Yavuz Sezer OĞUZHAN

Mutluluk Denen Şey

Mutluluk nedir? Mutluluk denen şey, ulaşılması gereken bir hedef midir, hedefe giden...
Devamını Oku

Büzüştüğü köşesinde yaktığı sigarasıyla kendine bir şeyler anlatıp duruyordu.

Yaptığı çok şey alışılmışın dışındaydı. Onu anlaması zordu. Başkalarıyla çok konuşmayı hiç sevmezdi. Hep kendi kendine konuşur, sadece kendinden duyduklarına jest ve mimikleriyle tepki gösterirdi. Aslında bu denli sessiz olması büyük bir tepkiden başkası değildi.

Çok severdi insanları. Çok değer verirdi. Başkaları üzülmesin diye kim bilir kaç kere kendini üzmüştü! Anlamadılar. Anlamadıklarını anladığında ise büyük bir boşlukta hissetmişti kendini. Hayatı, hayata dair her şeyi sorguluyordu. İnsanların cümlelerini, davranışlarını, değer yargılarını, inanç kisvelerini sordukça soruyor herksin zihnini yordukça yoruyordu. Dışlanmasının en büyük nedeni işte bu idi.

İnsanları tanımaya başladığı anda yalnızlaşmaya ve yavaş yavaş “deli” damgası yemeye başlamıştı. Sosyal ilişkileri yok denecek kadar az, kişisel ilişkileri de en düşük düzeyde idi. Anlaşabildiği kimseler de kendisi gibi “deli” ve “zındık” yaftası yiyenlerdi. Çekildiği köşesinde kendine bir şeyler anlatır, bir sonuca varacakmış edasıyla gözlerini açarak adeta onlarla cevap bulmaya çalışırdı.

Onu “o” yapan özellikleri vardı. Saçlarıyla oynamayı severdi. Belirli bir biçime sokmak için değil; stres ve üzüntü anında insanların saçlarıyla savaşında sergilediği tavır gibi. Şakak kısmındaki aslında var olan sık saçlarından hiç eser olmazdı; hep teker teker koparılmış ve çoraklaştırılmıştı. Hafiften uzayan sakallarını da tırnaklarını kapatarak koparırdı. Zevk duyar mıydı bu seanslardan bilinmez ama anlaşılan o ki bu bir alışkanlık olmuş ve çirkin de bir görünüme bürünüvermişti. Sigarayı severdi ama çok içmezdi. Kendi kendine konuştuğu zamanlarda yarenlik ettiği ortağı-yine kendisi- ile sigara da pek fena olmazdı hani!

Köpekleri ve kedileri de dost edinmişti kendine. Pasağa bulanmış olduklarına bakmaz efkarın dibinde olduğu zamanlar onlara askerliğinde tanıştığı arkadaşının öğrettiği bir Macar ağıdı mırıldanırdı. Hafiften keyifli sayılabileceği zaman ise şiirler okurdu. Şiir okurken kah şahlanır kah pusardı. Şiir okurken öyle bir yaşardı ki; bu, ancak bir deliden beklenirdi. Ama o deli değildi, hisliydi.

Bedenen kimseye zararı yoktu; fikren insanları zehirliyordu. O yüzden dışlanmış ve yerin ve göğün yüzünde bulmuştu huzuru. İnsani tarafı iyiydi ama önemli olan o değildi. Kimse dokunmasındı, sorgulamasındı. Geceleri çok severdi. Nadir de olsa kendisi gibi damga yiyen aykırılarla buluşunca küfürler havada uçuşurdu. Duyabileceğiniz en orijinal küfürler ise sarhoş olduklarında ortaya çıkardı.

Deli değildi, yalnızdı. Uçurumun ucunda hissediyordu kendini. İlginç olan taraf ise o uçurumdan düşmekten korkmuyordu. Çünkü yıllardır kıyılarında yaşıyordu. Deniz kıyısında yaşayan birinin sudan korkması ne derece mümkün olabilir ki?  Ormanlık bir memlekette doğup ağaçtan korkan birine pek rastlanamayacağı gibi…

Deli değildi, düşünüyordu. Ya da düşünüyordu; o yüzden deliydi. Sorguluyor ve yanıtlar bulmaya çalışıyordu. Bu da epey yoruyor ve dışlanmasına neden oluyordu. Olsun. Bugün ya da yarın göç edecekti. En azından hak ne ise onu söylemenin ferahlığını yaşayacaktı. Belki kimse kaldırmayacaktı cenazesini, belki güzel cümleler yol almayacaktı arkasından ama böyle bir dünyada da varsın inciden döşeli sözcükler duyulmasındı.

Düşündüğün zaman çoktan “öteki” olmaya mahkumsundur, sorguladığın zaman dışlanmışsındır bile.

İnsanlığında hiçbir olumsuzluk olmamasına rağmen tekere çomak sokmak, düzeni eleştirmek de nedir? Kimin haddinedir? Elbette delilerin.

 

Yazar Hakkında: Yavuz Sezer OĞUZHAN

Mutluluk Denen Şey

Mutluluk nedir? Mutluluk denen şey, ulaşılması gereken bir hedef midir, hedefe giden...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir