Bırakınız Yapsınlar (2) Mı?

Yazar Hakkında: Yavuz Sezer OĞUZHAN

Empatinin Karanlık Yüzü

En kaba ve bilinen tanımıyla “kendini başkasının yerine koymak” olan empati, son...
Devamını Oku

Toplum içinde bir bireyin doğal olması veya “Ben doğal biriyim” demesi ne kadar da ayırt edici, istenen ve beklenen bir özelliktir! Oysa doğal olmakla oto kontrol arasında ters bir orantının olduğu hep gözden kaçan bir detaydır. Yüzde yüz doğal olmak yüzde yüz olmasa da çok büyük oranda otokontrolsüz davranmayı gerektirir.

İçgüdüye bağlı yaşamak; yani herhangi bir kurala bağlı olmadan yaşamak bireyin hakkı olsa da toplum ile iletişime geçtiğinde birey, artık bir üye olmuş ve “insan” sıfatını almıştır. Bu safhada yetiştirilme tarzı, toplumsal, dinsel ve geleneksel normlar devreye girerek bireye insan kimliği kazandırmış ve psikolojik ve davranışsal dizaynı da oluşturmaya başlamıştır.

Doğal olduğunu söyleyen insanlardan içgüdülerini saklamalarını beklememek gerekir. Tabiatın bir parçası isek ve doğal olmayı savunuyorsak ona göre yaşamamız gerekmez mi? Kimse birilerini sevdiği için onlara kaba kuvvet uygulamıyor değil. Kimse doğamızda sükunluk olduğu için cinayet işlemiyor değil. Kimse canı istemediği için cinselliğini istediği gibi yaşamıyor da değil. Sadakat, özür, minnet gibi hisler de hücrelerimize kodlanmış değil; bunların dikte edilmiş reaktif unsurlar olduğunu düşünürsek doğamızda olmadığını anlayabiliriz. Zira bunların birçoğu yapılırken rahat bir şekilde yapılmadığı doğrudur. Öyle olmasa “Özür dileyebilmek büyük bir erdemdir” aforizmasını her yerde duymazdık. Dahası inanç sitemlerinde özür, minnet, sadakat, kefaret gibi kavramlar bireylerin can atarak uyguladığı şeyler değildir. Zaten zora gidildiği için kutsal sayılmışlardır. Bir nevi nefis terbiyesi…

On binlerce yıldır devam eden insan tekamülü (evrim, dönüşüm -ne derseniz deyin-), içgüdüleri sıfırlamadığı gibi boyutlarında değişiklik yaşamıştır. Şimdi bir bireyin doğal davranmak uğruna cinayet işlemesinde, cinselliği istediği şekilde yaşamasında, sadakati, özrü, minneti reddetmesinde ve istediği gibi bağırıp çağırmasında doğallık yok mudur? Alın size doğallık. Demek ki doğal olmanın da bir kısıtı varmış. “Ben doğal biriyim” ve “Herkesin doğal olmasını isterim” demenin de bir sınırı varmış. Hem de kalın ve koyu sınırlar.

Suç işleyen birinin (kime ve neye göre suçsa!) “İçimden öyle geldi ve yaptım” demesi onu kurtaracak mı? Hatta bunun bir savunma cümlesi dahi olamayacağını düşünebilirsiniz. Oysa suçlu addedilen kişi, doğasının gereğini yapmış otokontrol mekanizmasını ya tamamen ya da kısmi devre dışı bırakmıştır.  Kanunların varlığı zaten doğal olmanın belini kıran çok keskin bir kılıçtır.

Toplumun birer parçaları olarak hislerimizin, arzularımızın, şehvetlerimizin, tutkularımızın, kinlerimizin, öfkelerimizin, sevdalarımızın çoğunun törpülenmesi değil öldürülmesi gerektiği gerçeği ile yaşamaya çalışmak gerekir. İnsan olmak rol yapmayı, doğal olmamayı ve maskelerle dolaşmayı icap ettirir. Bunun adı “sahtelik” midir? Bir nevi öyledir. Yaptığının ve söylediğinin farklı olması, güvenilmeme durumu penceresinden değil doğanın parçası olarak insan olmanın penceresinden bir sahnedir.

Yazar Hakkında: Yavuz Sezer OĞUZHAN

Empatinin Karanlık Yüzü

En kaba ve bilinen tanımıyla “kendini başkasının yerine koymak” olan empati, son...
Devamını Oku

1 Comment

  • Fazla doğallık da bu kadar bozacaksa beni, ben bir parça da olsa sahte olmayı tercih ederim. Çok güzel bir yazı olmuş hocam emeğinize sağlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir