Doğru Zaman

Yazar Hakkında: Yavuz Sezer OĞUZHAN

Mutluluk Denen Şey

Mutluluk nedir? Mutluluk denen şey, ulaşılması gereken bir hedef midir, hedefe giden...
Devamını Oku
Yavuz Sezer Oğuzhan

Ne kadar da masum bir gülüşü var! Her sabah aynı durakta gördüğü, gözleri hafiften şişmiş, bedeni kalkmış ama zihni hala yatakta olan kadına hayranlığı gün geçtikçe artıyordu. Hiç iletişim kurmamış olmalarına karşın liseden tanıyordu kadını. Kadının da kendisini anımsadığından adı gibi emindi. İki sınıf ötede güzelliği ve derslerde gösterdiği performansla çok da parlak olmayan bir kızdı. Parmakla gösterilen, hayran olunan biri değildi. Ne de olsa Kerem de başarılı ve gözde sayılmazdı. Adını anımsamaya çalıştı, çalıştı, çalıştı… Anımsayamadı. Okul zamanında adını mutlaka duymuş olmalıydı oysa. Unutulacak bir adı da yoktu Meriç’in. Meriç, lisedeki “eh işte” durumundan güzel, alımlı ve dikkat çeken “kadın” oluvermişti. Evet, “kadın” olmuştu. Orta yaşa yaklaşmış olmanın verdiği olgunluğun da etkisi olabilirdi elbet; ama her kadın da bu yaşlarda bu denli değişime uğramıyordu ki!

 

Meriç’in adını hatırladıktan sonra duyduğu rahatlığı kısa süren Kerem’in zihnini şimdi de nasıl konuşacağı meselesi kurcalar olmuştu. Meriç; ne de güzel bir isim. Ne de hoş esinti hissettiriyor insana düşündükçe. Klasik bir erkek profili çizmekten korkmayıp Meriç’i bir zaman çay içmeye davet etme cesaretini toplamaya niyetlenmişti. Çay ki; Kerem’in vazgeçilmezlerindendi. Her an çay içme arzusu içinde olmasa da her sabah durakta mahmur gözleriyle gördüğü Meriç’i sıcak bir çay ve susamlı bir simitle özdeşleştirmişti. Artık lise üniforması ile değil; sabah, durak, çay ve simit ile özdeşleşmişti Meriç, Kerem’in gözünde.

Bir sabah, bir Meriç. Her sabah, hep Meriç. Sabahları iple çeken bir profilin adamı olmuştu Kerem. “Konuşmadan kaybedeceğim ne var ki” diye düşünüp kendini motive etmeye çalışıyordu. Hissettiği elbette sevda değildi. Hoşlanmak bile değildi belki. Tarif edemediği bir duyguydu sadece. İçindeki ses konuşmasının onu iyi hissettireceğini söylüyordu o kadar.

Göz göze geldikleri anda “Günaydın Meriç” ile zirveye ulaştı Kerem’in o hissi. “Adını biliyorum”un verdiği büyüklük de Meriç’İn yumuşamasına ortam hazırlayacaktı. Günlerce nereye ulaşacağını hiç düşünmediği, düşünmek istemediği adımı atmıştı Kerem. Meriç’teki hafif tebessüm, Kerem’in terslenmekten korktuğu yanını yumuşatmıştı. Söylediğinde de ne vardı ki zaten! “Günaydın” karşılığını da alınca hafif bir rahatlama yaşamıştı.

Günü belirsiz ve hafif meltem kokan bir sabah karşılıklı çay içse bile yeterdi. Yanına belki susamlı, gevrek bir simit belki de patatesli bir poğaça. Ama illa çay. Olmazsa olmazıdır sabahın. Sabah, bir deniz kokacak bir de çay. Bir martı sesi olacak bir de bardağın tabağa vuslat sesi.

“Nasılsın” ile devam eden seremoni eski günlerin yadıyla devam etti. Kerem, hiç tahmin etmediği kadar kolay konuşabildiğine ve çay teklifi sınırına yaklaştığına hayret ediyordu. Kendisindeki konuşma cesareti, Meriç’in sergilediği yakınlıktan daha çok etkilemişti Kerem’i. Nedendir bilinmez tam altı gün sonrası için çay teklifinde bulununca Meriç’in suratında beliren biraz da alaycı gülümseme Kerem’i terletmeye ve bir çuval inciri berbat etme psikolojisine dalmaya yetti. Neden altı gün? Perşembe sabahı yaptığı bu teklif için buluşma, gelecek hafta çarşamba olarak tasarlanmıştı. Bu haftayı devirmek, gelecek hafta için de kendinde olmaktı niyeti.

Meriç’in dudaklarının bir tarafının yukarı kaldırmasıyla ümitlenen Kerem, “Gereği yok” sözünü işitmesiyle mahcubiyet ve suçluluk hissi birbirine sarılıp Kerem’in göğsünden göğe yükseliverdi. Anlaşılan o ki; saf hayalin bile doğru zamanı vardır.

Adını bile zor hatırladığı bir kadına çocuksu bir heyecanla hem de dışarıdan pek de romantik görünmeyen bir çay içme teklifi ile son buldu heyecan ve heves dalgası.

Ah, Kerem ve çayı! Ah, Meriç ve sabahı!…

Bu içeriğin etiketleri
, ,
Yazar Hakkında: Yavuz Sezer OĞUZHAN

Mutluluk Denen Şey

Mutluluk nedir? Mutluluk denen şey, ulaşılması gereken bir hedef midir, hedefe giden...
Devamını Oku