Çilekli Bahçenin Gölgesi

Yazar Hakkında: Kardelen ARSLAN GÜLNAR

Çilekli Bahçenin Gölgesi

Çocukluğumun geçtiği o mahallede zaman, her sokakta aynı hızla akmazdı. Benim için...
Devamını Oku

Çocukluğumun geçtiği o mahallede zaman, her sokakta aynı hızla akmazdı. Benim için zamanın ve mekânın sınır çizgisi, mahallenin en üstünde yükselen üç katlı, ahşap, heybetli bir evin devasa bahçe çitleriydi. O ev, benim çocuk aklımın sınırlarını zorlayan, ulaşılmaz bir saray gibi parıldardı. Ne zaman o sokağa sapsam adımlarım benden bağımsız yavaşlar ve gözlerim o kalın çitlerin arasındaki boşluklara kenetlenirdi. Sanki çitlerin ardında bambaşka bir gökyüzü vardı. Evin yaşlı dedesi nasırlı elleriyle bahçeden kopardığı kıpkırmızı çilekleri torunlarına uzatır, başındaki beyaz tülbentiyle bir teyze onlara sevgiyle bakardı. O çocukların şen kahkahaları çitleri aşar, benim sokağıma taşardı. Ne yalan söyleyeyim içten içe o çocukları, o bahçeyi, o el üstünde tutuluşu kıskanıyordum. Çocuktum ve benim gerçeğim o çitlerin çok uzağındaydı. Bizim evimiz sokağın en dibinde, toprağın altına doğru gömülen bodrum kattaydı. Güneşin uğramadığı, duvarlarından rutubet kokusu sızan bir sığınaktı. Bizim çevremizde ne bizi sarıp sarmalayacak büyüklerimiz vardı ne de o çocukların sahip olduğu cömert gölgeler. Olsa bile o çitlerin arkasında doğan çocuklar kadar şanslı olabileceğime dair umudum, o bodrum katının karanlığında çoktan eriyip gitmişti.

​Fakat bir gün, o dokunulmaz sandığım masal kapısının önünde hırpalayıcı bir telaş gördüm. İçerideki eşyalar, sanki o evin ruhu sökülüyormuş gibi birer birer dışarı taşınıyordu. Hayranlıkla karışık o çocuksu kıskançlığım, yerini büyük bir meraka bıraktı. O güne kadar o evi sadece uzaktan seyretmiş, eşiğine basmaya cesaret edememiştim. O an ana giriş kapısından kimseye görünmeden istemsizce içeri sızdım.

​Attığım her adımda ayaklarımda ezilen ahşap zemin, beni o parıltılı tablonun ardındaki gizli çürümeye doğru çekiyordu. İçeri girdiğimde o her zaman neşeyle dolup taşan teyzeyi bir köşede yapayalnız otururken buldum. Ağlıyordu. Elinde kumaş bir mendil vardı. Şimdilerde hızla kullanıp attığımız, o evin dokusunu taşıyan ağaçtan üretilen kâğıt peçeteler gibi değildi o mendil. Yaşanmışlığın ve silinen gözyaşlarının izini tutan, zamana direnen bir kumaş parçasıydı. Gözyaşlarını o naif mendille silerken bahçede çilek dağıtan o dedenin neden orada olmadığını düşündüm. Bu muazzam yuvanın neden dağıldığını ilk kez o kapının içindeyken derin bir sızıyla merak ettim.

​Daha sonraları o evi mahallemizden çok yakın bir komşumuz oğluyla ortaklaşa satın aldı. Evin içi çok eski olduğu için uzun sürecek bir tadilata girişeceklerdi. Ev imara uygun şekilde yenilenene kadar geçen o süre zarfında sadece bahçesini kullanacaklardı. Çocuk aklımla imara uygun ne demek bilmiyordum ama içten içe ben de çok heyecanlanmıştım. Evi alanlar zaten hemen hemen her gün birbirimizin evine girip çıktığımız, ailemizden biri gibi olduğumuz komşularımızdı. Bu yakınlığımız sayesinde o yaşlı evin bahçesine yeni sahipleriyle beraber defalarca gittim. Artık çitlerin arkasından gizlice izlediğim o bahçedeki çileklerin tadına varma sırası bendeydi. Ama ne garip bir tecelliydi bu… Ne zaman bir çileği ağzıma atsam o kapı eşiğini geçip içeri girdiğim ilk günü yaşıyordum. Köşede ağlayan teyzenin görüntüsü geliyordu gözümün önüne. O tatlı çilekler, boğazımda dikenli bir yumruya dönüşüyordu. Çocuk da olsam damarlarımda hissedilen o sızı bir gerçeği fısıldıyordu: Dışarıdan gıptayla baktığım o kusursuz manzara, aslında arkasında bir enkaz saklıyordu.

​Zamanla mahallenin fısıltılarından öğrendim gerçeği. Meğer o bahçede torunlarına çileklerini uzatan dede, ağlarken bulduğum teyzenin dünyasından ebediyen gitmişti. Teyzenin kendi canından olan çocukları ise “Kocaman evde tek başına ne yapacaksın?” diyerek yaşlı kadının yalnızlığını fırsat bilmişlerdi. Çocukları onu zorla ikna edip o anılarla dolu yuvayı sattırmışlardı. Duyduklarım gerçekten hayatın o çıplak gerçeği miydi yoksa sadece bir mahalle dedikodusundan mı ibaret, bugün bile ayırt edemiyorum.

​Tadilat süresi uzadıkça ben o boş evin içinde gezinir; tozlu ahşap kokusunu, duvarlara sinmiş yaşanmışlığı içime çekerdim. Boş odaların kapılarından bakıp kendimce anlamlar üretirdim. “Burası kesin o çocukların odasıydı,” derdim içimden. Zamanında çitlerin arkasından bakıp masalsı bir şansla ödüllendirildiklerini düşündüğüm o torunların… O oda belki de evi satanların çocukluk odasıydı. Bir zamanlar bu odada oyunlar oynarken bastıkları o sıcak ve güvenli ahşap zemini büyüdüklerinde nasıl bu kadar kolay gözden çıkarıp satabilmişlerdi? Ben bodrum katın o küf kokan duvarları arasında bir parça aile sıcaklığı buluyordum. Onlar ise bu ihtişamlı kapının ardını, geçmişlerini ve annelerinin gözyaşlarını paraya dönüştürmüşlerdi. İşte o gün anladım dışarıdaki tablonun içinin ne kadar boş olduğunu.

​Zaman, durmaksızın dönen acımasız bir dişli gibi öğüttü yılları. Nihayetinde biz de o mahalleden, o karanlık bodrum katından göçüp gittik. Şimdi ben büyüdüm, o mahalleden hatta o ilden çok uzaktayım. Hayatın ironisi mi denir buna bilinmez, o evi büyük hayallerle alan komşularımız da hâlâ o eve taşınmamış. Geçenlerde bir duyum aldım; evi alan baba ile oğlun arası açılmış, o büyük ortaklık nefretle son bulmuş. Çocukluğumda cennet sandığım ama büyüdükçe bana sadece kumaş bir mendile sığan o saf dramı ve ağzımda tatsızlaşan çilekleri hatırlatan ahşap ev için yıkım kararı bile alınmış. Eksilen insanların ardından, mekânlar da dayanamıyor dağılmaya.

​Yetişkinliğimin bu durgun eşiğinde o ahşap evin kapısına soruyorum: Bir kapının arkasını ona ruh üfleyen insanın yaşayışı ve varlığı mı şekillendirir? Yoksa insan, bizzat inşa ettiği ve ardına saklandığı o kapıların ardında zamanla yok olup gitmeye mahkûm bir fani midir?

 

Görsel: Jean Baptiste Simeon Chardin- “The Basket of Wild Strawberries” (1781)

Bu içeriğin etiketleri
, , ,
Yazar Hakkında: Kardelen ARSLAN GÜLNAR

Çilekli Bahçenin Gölgesi

Çocukluğumun geçtiği o mahallede zaman, her sokakta aynı hızla akmazdı. Benim için...
Devamını Oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir