
Pencereden sokağı izliyorum. Saat, sabah işe, okula ve benzeri yerlere yetişme saati. Herkes bir karmaşanın içinde olduğunu sanıyor. Sokaklardaki gürültüye, her gün değişen yüzlere, bitmek bilmeyen o devinime bakıp “Ne büyük bir düzensizlik!” diyorlar. Yanılıyorlar. Aslında biz sadece tarihin sonuna geldik. Fukuyama, hepimize bir son vadetmişti. Hatırlıyor musunuz? Tarihin sonu geliyor. Artık daha fazla büyük soru sormamıza gerek kalmayan o evrensel durağa geldik. Hepimiz aynı yöne, aynı ortak akla, aynı kusursuz sisteme akacağız. Bir nevi düzen kurulacak ve bu düzenin sonucu olan huzur inşa edilecek.
Biz sadece tarihin gürültülü sanılan en sessiz sonuna geldik. Aranacak yeni bir biçim kalmadı. İnsanlık, kendi doğasına en uygun kafesi inşa etti ve içine yerleşti. Her şey o kadar yerli yerinde ki bu mükemmellik, tıpkı bir arı kovanı gibi dışarıdan bakınca düzensiz bir düzen gibi görünüyor. Bir arı kovanına dışarıdan bakınca binlerce kanat sesi, anlamsız vızıltılar, birbirine çarpan gövdeler görürüm. “Burada bir düzen olması imkânsız,” derim. İçeride, o altıgen duvarların ardında her şey milimetrik ayrıntılarda saklı. Hiçbir arı “Ben bugün nektar toplamak istemiyorum,” demez. Hiçbir arı kovanın geometrisini sorgulamaz. Çünkü kovan, tarihin sonudur. O petek, evrensel bir formdur. Fukuyama’nın evrensel insanı, o kovanın içindeki bir işçiden başkası değildir. Herkesin neyi nasıl yapacağı belirlenmiş muazzam bir düzen vardır. Tek bir hata bile yoktur. Biz o kovanın, günlük işlerini yerine getiren, birbirinin kopyası olan arılarıyız. Birey olduğumuzu haykırıyoruz değil mi? Kendimizi farklı sanıyoruz. Oysa evlerimizin her köşesi birbirinin aynısı olarak görünüyor. Tercihlerimizi herkes gibi yapıyoruz. Dışarıdan bakıldığında korkunç bir karmaşa gibi duran kalabalık insan koşuşturmacası, aslında çok sakin bir düzene bağlı. İrade dediğimiz o hantal ağırlıktan kurtulduk. Birey olduğumuzu sandığımız anlarda bile sadece kovanın nabzını sabit tutmaya çalışan arılar olduk.
Kimse kovanından ayrılmak istemiyor. Herkes aynı bal peteklerine sahip olmaktan memnun. Dünya yerine koyduğumuz o kovanın dışı ise vahşi bir düzensizlik barındırıyor. Kendi ellerimizle inşa ettiğimiz bu evrensel hapishanede her şey o kadar düzenli ki tek bir hataya bile tahammülümüz kalmadı. Yediğimiz yemekler, giydiğimiz kıyafetler, kullandığımız teknolojik cihazlar rengine kadar bile aynı. Farklısına sahip olduğumuzda tehlike çanları bizim için çalıyor. Sonu gelmiş bir hikâyenin en mükemmel, en işlevsel ve en düzenli parçalarıyız. Artık tarih yazamıyoruz; sadece peteklerimizde vızıldıyoruz. Fukuyama, bize bir zirve vadetmişti. Hepimizin birbirine benzediği, her vızıltının aynı notadan çıktığı o evrenselliğin zirvesindeyiz. Pencereden baktığımda gördüğüm bu karmaşa bir düzensizlik değil; evrensel bir öğütücünün dişlileridir. Tarih bitti ve perde kapandı. Sadece muhteşem kovanımızın içinde sağır edici bir uğultu kaldı.
Görsel: Yazarın kendi çalışmasıdır.