Kapıların Arasında

Yazar Hakkında: Beyza Nur

Lale

            Berra, yağmurun camlara vuran sesiyle uyandı....
Devamını Oku

 

 

 

 

 

 

 

Bazı hayatlar vardır; kapıların ardında değil, kapıların arasında yaşanır. Bir eşikte başlar, bir başka eşikte eksilir. Ve insan en çok, hangi kapının kapanıp hangisinin açıldığını fark edemediği anlarda değişir. O adam da böyle bir hayatın içinden geçiyordu.

Bir zamanlar kelimelerle uğraştığı bir işi vardı. Kitapların arasında, cümlelerin düzeltilip yeniden kurulduğu bir dünyanın içinde. Dışarıdan bakıldığında düzenli görünüyordu hayatı, ama insanın içi her zaman dışarıya uymazdı. Onun içinde, adı konmamış bir eksiklik sessizce dururdu. Sonra bir gün, hayat onun kapısını çalmadan içeri girdi. Bir hastalık… Söylenmeyen, saklanan, kimseyle paylaşılmayan ağır bir yük… Öyle ağırdı ki, onu taşımak için insanın yalnız kalması gerekiyordu sanki. O da öyle yaptı. Kimseye bir şey demedi. Annesine bile… Çünkü bazı şeyler söze sığmazdı. Zamanla işinden uzaklaştı. Önce günler koptu birbirinden, sonra insanlar… En sonunda telefonlar sustu. Sessizlik büyüdükçe dünya uzaklaştı. Elinde kalan tek şey, bir zamanlar kendi emeğiyle aldığı arabaydı. Ama insan bazen sadece eşyalarını değil, geçmişe tutunduğu son ipleri de bırakmak zorunda kalır. O da bıraktı.

Aslında her şey ondan önce kırılmıştı. Sevdiği kadını bir yolculuk sabahında kaybetmişti. Kadın gitmişti. Bir daha dönmemişti. O haber geldiğinde adam çoktan yoldaydı; birkaç saat önce söylediği “uyuyacağım” cümlesi zihninde bir ömür gibi kalmıştı. Geri döndüğünde artık hiçbir şey aynı değildi. O günden sonra hayat onun için devam etmedi, sadece sürdü. Nefes alıyordu ama içinde kimse yaşamıyordu. Bir kez, her şeyin tamamen bitmesini de denemişti. Ama bazı sonlar bile insanı bırakmaz; bazı kapılar kapanmaz, sadece kilitlenir.

Yavaş yavaş yeniden insanların arasına karışınca… Her zaman yaptığı gibi kalabalık bir etkinlik alanına gitti. Amacı kalmak değil, sadece dolaşmaktı. İnsan bazen yalnızca yürüyerek bile başka bir hayata dokunabileceğini bilmeden yürür. Orada onu gördü. Kendi işinin başında duran, ama gözleri sürekli uzaklara bakan bir insan… Sanki bulunduğu yere değil de başka bir zamana ait gibiydi. İnsan bazı bakışları tanır; çünkü kendi içindekine benzer. Konuşmaları kısa başladı ama kısa kalmadı. Çünkü bazı insanlar birbirine neden yakın hissettiğini açıklayamaz; sadece uzun zamandır ilk kez biriyle konuşurken içindeki sessizliğin azaldığını fark eder.

Kadın bir şey anlatmaya çalıştı ama yarım bıraktı. Sanki bazı acılar ancak yüz yüze söylenebilirdi; mesafeler, telefonlar, kelimeler yetmiyordu. Adam bunu hissetti. Bir süre sonra günler değişti, şehir değişti. Bir akşam su kenarında otururken kadın konuşmaya başladı. Bu kez adam susturmadı, sadece dinledi. Ama dinledikçe içinde uzun zamandır kilitli duran bir şey sarsıldı. Sanki yıllardır açılmayan bir kapının menteşeleri ilk kez hareket ediyordu.

Kadın anlatırken adamın içi daraldı, boğazı düğümlendi. Kaçmak istedi ama yapamadı. Sonra sadece şunu söyledi: “Sana sarılabilir miyim?” Bu bir cümle değil, bir çöküşün en sade hâliydi. Kadın, “Sana iyi gelecekse tabii,” dedi.

Sarılmak… İnsanın bütün kelimelerden vazgeçip yalnızca “buradayım” diyebilmesiydi. O an iki hayat birbirine dokundu. Ne iyileştirdiler birbirlerini ne de tamamladılar. Ama ilk kez yalnız olmadıklarını hissettiler.

Sonra kadın gitti. Sessizce. Çünkü bazı kapılar kapanmaz; sadece insanın arkasından çekilir.

Adam bir süre orada kaldı. Hiçbir şey olmamış gibi değildi. Sanki her şey olmuş gibiydi. Ve o an fark etti: kapılar insanı dışarı atmak için değil, içindeki başka odalara yönlendirmek için vardı. Bazı kapılar kapanırdı; ama her kapanış, başka bir yerden sızan ışığın başlangıcıydı.

Ve adam ilk kez şunu anladı ki, hayat kapanan kapıların hikâyesi değil; insanın hangi kapının eşiğinde kendini yeniden bulduğunun hikâyesiydi.

Yazar Hakkında: Beyza Nur

Lale

            Berra, yağmurun camlara vuran sesiyle uyandı....
Devamını Oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir