
Berra, yağmurun camlara vuran sesiyle uyandı. Sabahın gri ışığı perde aralığından içeri sızıyor odadaki her şeyi olduğundan biraz daha solgun gösteriyordu. Bir süre yataktan çıkmadan tavana baktı. Bazı sabahlar güne başlamak değil, kendini güne başlamaya ikna etmek gerekiyordu.
Yorganın ucunda kıpırdanan Güneş bu düşüncelerden habersizdi. Gerinip yatağın kenarına atladı, ardından salona doğru ilerledi. Berra da peşinden gitti.
Masanın üstünde duran saksıyı görünce durdu. Sarı bir lale… Birkaç gün önce çiçek pazarından almış eve geldiğinde nereye koyacağını bilemediği için öylece masanın üzerine bırakmıştı. Çiçeğin başı, susuzluktan mı yoksa havanın kasvetinden mi bilinmez, hafifçe bükülmüştü.
Saksıyı eline aldı. Laleye bakarken çocukluğundan kalma bir görüntü geldi aklına. Eski bir apartmanın önü yaz akşamlarının ağır ağır karardığı bir an… Eski bir sedirin üstünde otururken ayaklarının dibinde kaldırım taşlarının arasından çıkmış küçük sarı çiçekleri izleyişi… O günü neden hatırladığını bilmiyordu. Belki de bazı anılar çok önemli oldukları için değil sadece içimizde kırılgan bir yere dokundukları için kalıyordu.
Berra saksıyı mutfağın en aydınlık köşesine taşıdı. Güneş de hemen pencerenin önüne kıvrıldı. Kedinin tüyleriyle lalenin sarısı mutfağı aydınlatıyordu. Berra bir süre onları izledi ve farkında olmadan gülümsedi; son zamanlarda ilk kez…
O küçük sarı ışık sanki mutfaktaki kasveti dağıtırken Berra’nın içindeki durgunluğu da kırdı. Hayatı tıpkı o saksı gibi hep “uygun bir zamanı” bekleyerek ertelediğini fark etti. Oysa doğru zaman kendiliğinden gelmiyordu onu tıpkı bu çiçek gibi aydınlığa taşımak gerekiyordu.
Masanın üzerindeki telefonuna uzandı. Yıllardır aklının bir köşesinde beklettiği hep başka bir zamana bıraktığı o adımları hatırladı. Bağlama kursu ve binicilik kulübü arayışına girdi. Ertelemekten vazgeçip ilk adımı attı.
Berra perdeyi araladı. Dışarıda yağmur hâlâ yağıyordu. Gri gökyüzünün altında şehir aynı şehirdi; değişen yalnızca Berra’ydı. Artık havanın açmasını beklemiyordu. Pencerenin önündeki sarı laleye baktı. Çiçek hâlâ biraz eğikti belki bugün tamamen doğrulmayacaktı da… Ama bunun bir önemi yoktu. Bazı şeylerin yeniden ayağa kalkması için biraz zamana, insanın yeniden başlaması için kocaman bir güneşe değil, tek bir lalenin taşıdığı umuda ihtiyacı vardı.