
Bir kadının sessiz çığlıklarını hissedebilir misin?
Belki de bir kadının en büyük çığlığı, sustuğu andır. Kimse duymasın diye sesini alçaltırken değil artık anlatmanın hiçbir şeyi değiştirmeyeceğine inandığında susar bazen. Gülümser. “İyiyim” der. Gününe devam eder. Sabah kalkar, hazırlanır, insanların arasına karışır konuşur, güler, başkalarının yaralarını sarar. Kimse onun içinde, kimsenin görmediği bir yerde sessizce kanayan bir taraf olduğunu bilmez. Çünkü bazı kadınlar ağlamayı bile sessiz öğrenmiştir.
Kırgınlığını bir bakışına, korkusunu yarım bıraktığı bir cümleye, yorgunluğunu eskisi kadar konuşmayışına saklar. Onu dinlediğini sanırsın oysa çoğu zaman yalnızca kelimelerini duyarsın. Asıl anlatmak istediği, kelimelerin arasında kalır. Bir “önemli değil” sözünün ardında bazen söylenmekten yorulmuş sorular, karşılık bulmamış beklentiler, tutulmamış sözler vardır.
Ve insan en çok anlatmaktan yorulduğunda susar.
Bir kadının sessizliği bir anda başlamaz. Önce cümleleri kısalır. Sonra bazı şeyleri anlatmamayı öğrenir. Eskiden saatlerce konuştuğu konulara “Boş ver” der. Kırıldığında belli etmez, beklediğinde söylemez, üzüldüğünde gülümser. Bir gün herkes onun ne kadar sakin olduğunu söyler. Oysa kimse bilmez o sakinliğin içinde kaç kez kendini toparladığını.
Çünkü sessizlik her zaman huzur değildir. Bazen insanın kendini koruma biçimidir. Bazen “Beni gör” demenin kelimesiz halidir. Bazen de defalarca anlatıp yine de anlaşılmadığında insanın kendine çektiği son perdedir. Bazı perdeler sessizce kapanır. Ne bir kavga duyarsın ne yüksek sesli bir veda. Sadece eskisi gibi olmadığını fark edersin. Daha az anlatır, daha az bekler, daha az sorar. Bir şeyleri açıklamak yerine susmayı seçer.
Belki senden uzaklaşmamıştır. Belki yalnızca kendini senden saklamayı öğrenmiştir. Çünkü bazen insan, incindiği yerden değil, incindiğini anlatmak zorunda kaldığı yerden uzaklaşır. Bir kadının ihtiyacı her zaman çözüm bulmak değildir. Bazen yalnızca gerçekten görülmektir. “Ben buradayım” denmesidir. Anlattıkları kadar sustuklarının da duyulmasıdır.
Belki de bazı kadınlar güçlü oldukları için susmaz. Çok kez güçlü olmak zorunda kaldıkları için susarlar. Yaralarını kendi elleriyle sararken kimseye yük olmamayı öğrenirler. Bir süre sonra acılarını anlatmak yerine taşımayı, kırıldıklarında gülümsemeyi, özlediklerinde susmayı seçerler. Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey değişmemiş gibidir. Oysa insanın içinde bazı şeyler sessizce yer değiştirir beklentinin yerini kabulleniş, yakınlığın yerini mesafe alır.
Bu yüzden bir kadının yalnızca söylediklerini değil, sustuklarını da dinlemek gerekir. Bakışlarında kalan cümleleri, yarım bıraktığı sözleri, ansızın değişen hâlini… Çünkü herkesin duyduğu bir ses vardır ama herkesin duyduğu bir sessizlik yoktur.
Belki de asıl mesele, bir kadın sustuğunda neden sustuğunu sormak değildir. Asıl mesele, o susmadan önce onu gerçekten dinleyip dinlemediğimizdir.
“Çünkü bazı çığlıklar yükselmez. Bazı vedalar söylenmez. Bazı kadınlar yalnızca sessizce uzaklaşır.”
“Ve geriye, çok geç fark edilen bir sessizlik kalır.”
Peki, sen bir kadının sustuğu yerde hâlâ onu duyabilir misin?