Perşembe sabahıydı. Belediye otobüsü her zamanki gibi doluydu. Yazın erken saatlerine özgü bir serinlik vardı; ne üşütecek kadar soğuk ne de bunaltacak kadar sıcak.
Artık kimlerin hangi durakta bineceğini ezberledim. Yeşil ceketli adam üçüncü durakta biner, elindeki simidi otobüsten inene kadar bitirmeye çalışırdı. Yaşlılar hastane yolunda uyuklar, bir kadın her sabah çantasından küçük aynasını çıkarıp rujunu tazelerdi. Bir çocuk cama başını yaslar, ağaçları seyrederdi. Tüm bunlar yaşanırken kimse konuşmuyordu. İçeride görünmeyen bir ağırlık vardı.
O sabah tek farklı olan, yaşlı kadındı. Onu ilk defa görmüştüm. Boş koltuğa oturduktan sonra yanındaki gence dönüp bir şey sormak istedi. Genç duymadı; kulaklığını takmış, başını telefonuna eğmişti. Kadın ikinci kez seslenmedi. Yüzünde ne kırgınlık vardı ne de sitem. Sadece pencereye uzandı, mandalı çevirdi. Cam birkaç parmak aralandı. İçeri giren serinlik önce kadının başörtüsünü hafifçe kıpırdattı, sonra önümde oturan çocuğun saçlarını, en son da bana ulaştı. Kadın gözlerini kapattı. Sanki uzun zamandır özlediği bir şeye kavuşmuş gibi birkaç saniye hiç kıpırdamadan oturdu. İnsan bazen bir yüzün dinlenmesini izleyerek de bir şey öğreniyor.
Otobüs ilerlemeye devam etti ve değişen hiçbir şey yoktu. Kimse dönüp bakmadı. Kimse bu küçücük hareketi önemsemedi. Kimse yerinden kalkmadı. Kimse konuşmadı. Ama içerideki hava değişmişti. Kadın gözlerini açtıktan sonra camı kapatmadı. Rüzgâr içeride dolaşmaya devam etti.
Bir an aklımdan şu geçti: İnsan da böyle değil mi? Bir ağacın dallarını yıllarca sımsıkı tutuyor; tutmaya devam ettikçe neden yorulduğunu anlamıyor. Belki de yorulan beden değil, insanın içinde yıllardır biriktirdiği şeylerdir. Kırgınlıklar, söylenemeyen cümleler, tutulmayan sözler… Zaman geçtikçe kaybolmuyorlar; sadece sesleri azalıyor. Biz de onları geçti sanıyoruz. Oysa en beklenmedik anda, bir otobüs camından içeri süzülen serinlikte ya da hiç tanımadığımız birinin yüzündeki ifadede yeniden hatırlıyoruz.
Yüzüme değen havayı derin bir nefesle içime çektim. O an fark ettim ki insan bazen nefessiz kaldığını ancak yeniden nefes alınca anlıyor. Belki de yıllardır yorulduğum şey hayat değildi; açmayı unuttuğum pencerelerdi. İçeriye ne rüzgârı, ne umudu ne de başkasının sessizce bıraktığı iyiliği alabiliyordum.
O sabah otobüsten inerken anladım: Yaşlı kadın bana camı açmamıştı. İçimde uzun zamandır kapalı duran bir pencereyi aralamıştı. Bazı insanlar hayatımıza bir cümle kurmak için değil, bize yeniden nefes almayı hatırlatmak için uğrar.

Sıradan bir sabah yolculuğunu, insanın iç dünyasına açılan bir pencereye dönüştürmek gerçek bir maharet. Kelimelerinizle içimizdeki kapalı pencereleri araladığınız için yürekten teşekkürler. Kaleminize, ruhunuza sağlık.
Değerli yorumunuz için teşekkür ederim.