Asya’dan Anadolu’ya Taşınan Bir Figür: Ejder II

Yazar Hakkında: Mehmet EKİZ

Çayın Saati Mi Olur?

Bu milletin en sevdiği içecek olduğundan hiç şüphe duymadığım çayı ülkemize ilk...
Devamını Oku

ejderha-dovme-modelleri-modagenc-11(Bu yazı, yazarın 2013 yılında İstanbul’da yapılan “Dünya Mimarlık ve Sanatında Türkler Uluslar arası Sempozyumun”da sunduğu “Niğde’de Türk Kökenli Figürlere Sahip Olduğu Düşünülen Üç Hıristiyan Yapısı” adlı tebliğden alıntıdır.)

Kadim zamanlardan bu yana insanlar duyularını aşan ve zihinlerinin algılayamadığı algılasa bile izah etmekte güçlük yaşadığı doğa olaylarını, tabiatüstü ve gizemli olayları doğal olmayan varlıklar ve olgularla açıklamaya çalışmışlardır. İnsanın zihinsel kavrayışının dışındaki bu anlaşılmaz ve bilinmezler, ruhsal gerginlik yaratmakta ve izahı zor gizli güçler insanoğlunun hayal dünyasını ve bu dünyanın fantastik yönünü beslemiş, çok farklı metafizik bir dünya yaratmalarına sebep olmuştur. Maddi âlemin dışında, insanların hayal dünyalarında veya karabasanlarında yaşayan bu varlıklar bilinen ve sıradan yaratıklardan farklı, doğal olmayan veya birçok farklı yaratığın vücut parçalarının birleştirilmesi sonucu meydana getirilmiş karışık biçimlerle hayal edilmişlerdir. Kadim Asyalı kavimlerde de algı biçimi diğerlerinden pek farklı olmamış hatta iç Asya’da yaşayan halkların, hayal dünyalarında yer edinen olağanüstü güçlere sahip, tabiatüstü bu varlıklar daha çok bölge insanı tarafından anlaşılması ve izahı güç, büyü, tılsım, nazar, gibi olguları ve inandıkları gizli güçleri açıklayabilmek maksadıyla kullanılmışlardır. Bu anlayışı yaşatan kavimleri etkisi altına alan anlayış sanat eserlerine de yansımış dolayısıyla bahse konu varlıklarla olgular çoğunlukla sembolik anlamlar yüklenmiş bu acayip ve karışık biçimleriyle, resim, heykel, küçük el sanatı ürünleri, mimari; tekstil, mezar taşı gibi pek çok sanat ürünü objede kendini göstermiştir. Tabiatüstü bu varlıklarla olguların bazıları evrensel bir remiz haline gelmiş ve başka toplumların da sanat eserlerinde yaygın bir şekilde kullanılmışlardır. Çünkü insanoğlu açıklayamadığı bu soyut kavramları somutlaştırmanın ve açıklamanın yolunu sanat ve sanat eserinden geçirmek suretiyle izah etmeye çalışmıştır. Bu açıdan bakıldığında kullanımı en yaygın ve en eski figürlerden biri de ejderdir. Söz konusu biçim hemen her kültürde kullanılan ortak bir unsur olarak görülmekle birlikte her kültürde aynı düşünceyi ve aynı olguyu ifade etmeyebilmektedir. Bu sebeple kimi kültürlerde olumsuz ve kötü, kimi kültürlerde olumlu ve iyi anlamlar yüklenmiştir. Özellikle Uzakdoğu’da ve Asya’da yaşayan halklar arasında adaletin, iyiliğin, yeniden doğuşun, bilgeliğin, erdemin, hikmetin, bulutun, yağmurun, suyun, sağlık ve uğurun timsali olarak kabul edilen ejder, Arap kültür çevresinde ve Batı dünyasında daima kötülüğün ve şeytanın sembolü olarak kabul edilmiştir. Ejder Çin’de yaşayan halklarda olduğu gibi Türklerde de çok yaygın bir biçimde kozmolojik ve ikonografik anlamlar yüklenerek kullanılmıştır. Gök ve Yer ile ilişkilendirilen ejder her iki kültürde de aynı ifadelerle yerini almıştır[1]. Bazen yeraltında ve su içinde dolaşırken bazen gökyüzünde uçarken tasvir edilen[2]. ejder farklı bölgelerde yaşayan Türkler tarafından pek çok alanda kullanılmış ve varlığını sürdürmüştür[3]. Türklerin tarih boyunca kullandığı on iki hayvanlı takviminin beşinci yılını ejder temsil eder[4]. Kaşgarlı Divanu-Lugati’t- Türk’te ejder yılı ile ilgili bir metinde “Nek/Timsah Yılı girdiğinde yağmur çok yağar bolluk olurmuş; çünkü timsah suda yaşar” ifadesini kullanarak bu konuya açıklık getirmiştir[5]. Türkler her yıl farklı bir şey olacağına ve aynı zamanda o yılın kendine özgü özellikleri olduğuna inanırlar ve bu beklenti ile yılları kendi içinde belirli özellikleri ile ifade ederlerdi. Ayrıca dört ana yönü temsilen dört hayvan ve dört renk kullanan Türklerde doğunun sembolü de gök renkli “Kök Luu”dur[6]. Ölümsüzlüğün ve uzun ömrün sembolü olan ejderin, kötü nazarlara, düşmanlara karşı koruyucu olduğu kabul edilir, hükümdarlıkla ilgili olarak, kudret, güç, iktidar gibi çeşitli sembolik anlamlar taşıdığı da bilinmektedir. Ejder figürlerinin bulunduğu yapıya ve içinde yaşayanlara mutluluk, bolluk, bereket, adalet ve şifa getirdiğine inanılır[7]. Zoomorfik bir bezeme unsuru olarak Selçuklu ve dolayısıyla da Anadolu Selçuklu Sanatında yaygın bir biçimde kullanılan ejder figürlerinde genellikle sivri kulaklı, iri badem gözlü, açık ağızlı, sivri dişli, çatal dilli ve kıvrık bir çene yapısına sahip baş tipi ortak bir formdur[8]. Ejderha bazı yayınlarda uzun ve geniş bir gövdenin yanı sıra parıldayan gözlü kocaman bir başa ve çok sayıda dişi olan çok büyük bir ağıza sahip, birçok hayvanı rahatlıkla yutan ve korkutan hem karada hem de suda yaşayabilen büyük bir deniz canavarı olarak tarif edilir[9].

 

Bilindiği gibi M.S. IV. yüzyıldan itibaren Türklerin Batıya doğru diğer kavimleri de sürükleyen göç hareketi sonucunda Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlara çok sayıda Türk boyu gelmiştir. Mensup oldukları birlik dağılınca burada kalan Kıpçak, Peçenek, Uz ve Bulgarlar Batı Roma ve Bizans İmparatorluğunun çalışmaları sonucu Türkopol adı verilen askeri birliklere dâhil olarak Bizans için savaşan bir güç haline gelmişlerdir. Misyonerlik çalışmaları ile Hıristiyanlaştırılma çalışmaları çok eskilere dayanan ve Bizans sınır güvenliği için Anadolu’ya yerleştirilen bu Türkler, Arap ve Müslüman Türk ordularına karşı savaşmışlardır. Selçuklular zamanında bir kısmı Müslüman olmakla beraber Osmanlı döneminde de varlıklarını sürdürmeye devam etmişlerdir. Konuştukları dil, kültür ve âdetleriyle birer Anadolu Türkü hüviyetinde olan bu insanlar Milli Mücadele döneminde Ankara Hükümetine destek vermişlerdir. Ancak bu Ortodoks Türkler, Yunanistan ile Türkiye arasında yapılan nüfus mübadelesi sırasında Yunanistan’a gönderilmişlerdir. 1922 yılında Niğde Sancağının toplam nüfusu 198.351 olarak tespit edilmiş 148.700’ü İslam, 49.551’i Ortodoks’tur bu Ortodoksların ekserisi Türkçe konuşmaktaydılar[10].

 

Söz konusu Ortodoks Türklerin bir kısmı Niğde’yi de içine alan bu bölgeye yerleştirilmiş ve mübadele sırasında onlarda Yunanistan’a gönderilmişlerdir. Onların geride bıraktıkları gerek dini gerekse sivil mimarlık yapıları, bu yapılardaki mevcut süslemeler, kitabeler onların hem Türk hem de Hıristiyan kimliklerini ortaya koymaktadır. Bu çalışma Hıristiyanlıkta kötü bir imajı ve şöhreti olan ejderin[11] Niğde’deki bazı Hıristiyan yapılarında bu anlamının dışında kullanıldığı düşüncesiyle başlamıştır ve bu yazının konusunu Niğde’deki bazı Hıristiyan yapılarında görülen ve Türk Kültürünün izlerini taşıdığını düşündüğümüz ejder figürleri oluşturmaktadır.

[1] Emel Esin, “Evren (Selçuklu San’atı Evren Tasvirinin Türk İkonografisinde Menşe’leri)”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi, C.I, Ankara 1969., s.164;Yaşar Çoruhlu, Türk Resim Sanatında Hayvan Sembolizmi, İstanbul 1995, s.44.

[2] Esin, 1969, s.162; Çoruhlu, 1995, s.45.

[3] Nedim Bakırcı, “Ignacz Kunos’un Derlediği Masal Metinlerinde Mitolojik Unsurlar” 7. Uluslararası Balkanlarda Sosyal Bilimler Kongresi, Sakarya 2015, s. 685.

[4] Osman Turan, Oniki Hayvanlı Türk Takvimi, 1954, s.52.

[5] (Kaşgarlı Mahmud, Divanu-Lugati’t- Türk (Çev. Besim Atalay), C.I, TDK 1992, s.346-347.

[6] Esin, 1969, s.163.

[7] Ejder-Şifa ilişkisi için bkz. M. Önder, “Konya’da Selçuklu Devri Alaiyye Dar’üş-Şifası Yerinde Yeni Bulunan Ejder Sembolü”, Uluslar arası Osmanlı Öncesi Türk Kültürü Kongresi Bildirileri 4-7 Eylül/1989 Ankara Haz. A. A. Yasa-S. Okay Atılgan, A.K.M.Y., 1997, s.191 197.

[8] Gönül Öney, “Anadolu Selçuklu Sanatında Ejder Figürleri” Belleten, XXXIII/130, TTK, Ankara. 1969, s.171.

[9] Bu konuda daha fazla bilgi için bkz. G. İnal, “Susuz Handaki Ejderli Kabartmanın Asya Kültür Çevresi İçindeki Yeri”, Sanat Tarihi Yıllığı, IV, İstanbul 1971, s.153-181.

[10]  İbrahim Öztürk, Niğde Sancağı (İdari ve Demografik Yapı 1868–1923), Konya 2008, s.84-87.

[11] Bu konuda bilgi için İncil Esinleme 12. Bölüm. İNCİL, İstanbul 1997, s.562.

Yazar Hakkında: Mehmet EKİZ

Çayın Saati Mi Olur?

Bu milletin en sevdiği içecek olduğundan hiç şüphe duymadığım çayı ülkemize ilk...
Devamını Oku