Bir Dünya Bir İnsan

Yazar Hakkında: Beyza Nur

Lale

            Berra, yağmurun camlara vuran sesiyle uyandı....
Devamını Oku
Beyza Nur

Yine bir okul sabahıydı. Uyandığımda eşim yanımda değildi; çoktan hazırlanıp işe gitmişti. Odayı havalandırmak için pencereyi açtım. Yağmur yağıyordu; toprak kokusu ile iç içe geçmiş temiz havayı ciğerlerimde hissedebiliyordum. Kendime gelebilmek için mutfağa yöneldim ve bir bardak kahve yaptım. Kahvemi yudumlarken telefonuma bildirim düştü. Bildirime bakarken haftanın ortasına geldiğimizi fark ettim: 14 Ekim Çarşamba. Ardından gözüm saate yöneldi. Keyif yapayım derken derse geç kalacağım diye iç geçirdim. Acele ile üzerime bir şeyler giyindim, anahtarımı aldım. Tam kapıyı kapatırken karşı komşumuz Nebahat abla, “şemsiyeni de al, ıslanırsın,” dedi. Hafifçe gülümsedim; teşekkür edip geri döndüm, şemsiyemi aldım ve aceleyle merdivenlere yöneldim. Dışarıya çıktığımda dünya telaşından kimi bir yere yetişmek için hızlı adımlarla hareket ediyor, kimi yağmurda ıslanmamak için otobüs duraklarına sığınıyordu. Ben de şemsiyemi açıp o telaşlı kalabalığın arasına karıştım. Yağmur damlaları şemsiyeme ritmik bir şekilde vururken ıslak kaldırımlarda yankılanan adımlarım beni yavaş yavaş okulun kapısına ulaştırdı.

İlk dersim Uzay Bilimleriydi. Dersin nasıl geçeceği konusunda hiçbir fikrim yoktu, çünkü hocamız değişmişti. İçimde küçük bir merakla sınıfa girdim. Hoca derse başladı ve bir anda sınıfa beklenmedik bir soru yöneltti: “Dünya nedir?” Bir an herkes sessiz kaldı. “Neden bu kadar kolay bir soru sordu” diye düşünür gibiydiler ve cevaplamak için çekinenler de oldu. Haliyle sınıfta ses çıkmadığı için hocanın nefes seslerini herkes çok net duyabiliyordu.
Derin bir iç çekti, ardından sorusunu daha farklı şekilde sordu: “Dünya sadece bizim için bir gezegenden mi ibarettir, yoksa gerçek dünya hayatımızdaki birileri midir?” O an bu soru bana başka bir pencereden bakmayı öğretti. Birkaç arkadaşım söz aldı ve düşüncelerini paylaştı. Onlar konuştukça içimdeki düşünceler de yavaş yavaş şekillenmeye başladı.

Sonunda söz istedim ve konuşmaya başladım: “Bence dünya sadece üzerinde yaşadığımız bir gezegen değil,” dedim. “Evet, haritalarda gördüğümüz dağlar, denizler, şehirler var. Ama insanın gerçek dünyası, yaşadığını ve nefes aldığını hissettiği çok daha anlamlı bir yerdir. Mesela benim dünyam eşimdir. Yanımda yürüyen, yanımda duran, her anımı paylaştığım yol arkadaşımdır.” Dikkatleri daha çok üzerime çektiğimi fark ettim. Sınıfta kısa bir sessizlik oldu.

Devam ettim: “Dünya içinde kaybolmaya müsait kocaman bir yer ama benim dünyamın içinde kaybolmak mümkün değil, çünkü yolumu aydınlatan ışığım, yorulduğumda sırtımı yaslayacağım çınarım, en karanlık anlarımda bile bana yönümü hatırlatan pusulamdır. Onun varlığıyla hayat daha anlamlı, daha katlanılabilir bir hâle geliyor. Bu yüzden benim dünyam bir yer değil, bir insandır.”

Sözlerim bittiğinde sınıfın içi derin bir sessizliğe büründü. Bu seferki sessizlik farklıydı; kimse ne söyleyeceğini bilemediği için değil, herkes kendi dünyasını düşünmeye başladığı için susuyordu. Bazı arkadaşlarımın gözleri gökyüzüne yöneldi, bazısı da elini alnına koymuş düşüncelere dalmıştı. Hocamızın yüzünde hafif bir tebessüm vardı. Bana baktı, başını onaylar gibi salladı. “İşte” dedi yalın bir sesle, “beklediğim cevap tam olarak böyle.” Herkesin dünyası kendine has olmalıdır.

Bu sözler beni az da olsa gururlandırdı ve içimde garip bir mutluluk hissettim; çünkü sadece bir soruya cevap vermemiştim, kendi içimde var olan duyguyu uzun zaman sonra bu kadar anlamlı ve açık ifade edebilmiştim. Benden sonra birkaç arkadaşım daha söz aldı, düşüncelerini paylaştı. Dersin geri kalanı bambaşka bir anlam kazanmıştı. Artık kimse sadece bir gezegeni düşünmüyordu; herkes değer verdiklerini, kaybetmekten korktuklarını ve kendi dünyasını düşünüyordu.

Ders bitti, toparlanıp sınıftan çıktım. Koridorda yürürken sabahki aceleci hâlim aklıma geldi. Ama şimdi biraz farklıydım. Dışarı çıktığımda yağmur hâlâ yağıyordu. Nebahat ablanın “Şemsiyeni al” dediği anı hatırladım ve yüzümde küçük bir tebessüm oluştu. Şemsiyemi açtım. Bir an durup gökyüzüne baktım. Eşimin evde olmayışını hatırladım. İçimde özlem belirdi ama bu sefer farklıydı; bana sahip olduklarımın değerini hatırlatan bir an gibiydi.

Adımlarımı yavaşlattım.

Artık yetişmem gereken tek şey ders değil, anlamam gereken bir “DÜNYA” vardı.

Yazar Hakkında: Beyza Nur

Lale

            Berra, yağmurun camlara vuran sesiyle uyandı....
Devamını Oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir