Aynasız Yalnızlık

Yazar Hakkında: Pencere Dergi Arşiv

Unutuluşun Çöplüğü

Gözlerinde bir yabancı vardı şimdi. Kırk beş yıl boyunca her gün baktığı,...
Devamını Oku

Yaptığımız iş ve alışverişlerde başka insanların ölçüsüne, tartısına çok değer veriyoruz. Bir mal satın alacak olsak onu önceden almış birilerini bulup görüşlerini alıyoruz. İş seçerken tecrübelilere danışıyoruz. Gideceğimiz restoranı, seyredeceğimiz filmi, okuyacağımız kitabı tavsiye alarak seçiyoruz. Bu eğilimimiz internet sayesinde daha da arttı; çevremizde tavsiye verecek kimse olmasa bile almayı düşündüğümüz mala veya hizmete ilişkin yorumlara kolayca ulaşabiliyoruz. Bunların hayatımızı kolaylaştırdığı muhakkak. Öte yandan bu eğilimimizin reklam amacıyla açıkça veya üstü kapalı olarak bol bol kullanıldığını, hatta sinsice istismar edildiğini de görüyoruz. O yüzden eğilimlerimizin aynı zamanda zaaflarımız olduğunu unutmamız gerekiyor.

Başka insanların ölçüsü, tartısı, sosyal ilişkilerimizi de çok etkiliyor. Yeni tanıştığımız birine ilişkin ilk izlenimimizi genellikle o kişi hakkında önceden işittiklerimiz belirliyor. Bu, kimi zaman yeni tanıştığımız insanlara güven duymamızı kolaylaştırıyor, ancak dedikodu da tersini yapıyor. Her ne kadar başkalarının olumlu ya da olumsuz düşünceleri üzerine kurduğumuz ilişkilerin seyrinin uzun vadede değiştiğini defalarca tecrübe etmiş olsak da başka insanların görüşlerini gözlük gibi kullanarak çevremizi o çerçeve içinden temaşa etmeyi seviyoruz. Ancak ondan çok daha fazla sevdiğimiz, hatta ihtiyaç duyduğumuz şeyse ayna. Yani, başkalarının bize ilişkin görüşleri.

Dedikoduyu yayarak, güveni, samimiyeti ve sevgiyi tüketerek birbirlerini yalnızlık kuyusuna iten bireyler, bugünlerde ayna ihtiyaçlarını internet ortamında karşılamaya çalışıyorlar. Sosyal medyanın bu anlamda işe yaradığını inkâr edemem, fakat orası öyle kirli ki insanların yalnızlıklarını bu şekilde gidermeye çalışmalarını çölde susuz kalmış birinin rast geldiği çamurlu suyu kana kana içmesine benzetiyorum. Üstelik, sosyal medyadaki paylaşımlarına yapılan beğeni, eleştiri ve yorumlara ayna niyetine bakan insanlar da bunların gerçek birer ayna olmadığının, sanal, aldatıcı ve geçici olduğunun er veya geç farkına varıyorlar.

Sanal alem bir yana, gerçek hayatta bize ayna olacak insan aradığımızda da çoğu zaman lunapark aynalarıyla karşılaşıyoruz. Hani o lunaparklardaki aynalardan biri bizi dev gibi, hemen yanındaki cüce gibi, berideki ise yamuk yumuk gösterir ya, işte hasbelkader veya zaruri olarak çevremizde bulunan insanların çoğu bu aynalara benziyor. Ya bizi bize olduğumuzdan daha büyük, daha güzel, daha iyi, daha temiz gösteriyor ya da yerin dibine sokuyor. Muhtaç olduğum aynayı buldum diye dev aynalarına sarılıp narsistik duygularını besleyenler hem giderek yalnızlaşıyor hem de hatalarını göremedikleri için yanlış yollara sürükleniyorlar. Öte yandan, insan haksız eleştiri ve ithamlarla kendini yerin dibine sokan yamuk aynaların önüne geçip boy göstermeyi zaten istemez, fakat bunlara istemeden maruz kalanların hayatı da itile kakıla kabusa dönüyor. O nedenle, lunapark aynalarıyla sarılı bir hayat mutlaka hüsranla sonuçlanıyor.

Peki ya hayatımızda hiç ayna olmasa nasıl olur? Yaşadığımız debdebeli dünyada dört bir yandan her türlü cazibeli kötülüğe ve yanlışa çağıran seslere direnmek kolay değil. Zaten beşer şaşar denir, hepimiz düz yoldan şaşmaya namzet varlıklarız. Kendi kendimizi çok kolay kandırdığımız için yaptığımız hataları ve içine düştüğümüz yanlışları görmekte zorlanırız. Bundan dolayı, doğru ve temiz kalmak için hakkaniyetli eleştirilere muhtacız. Sadece bu da değil, marifet iltifata tabidir denir, desteğe, teşvik görmeye ve cesaretlendirilmeye de muhtacız. İyi özelliklerimizi, doğrularımızı ve güçlü taraflarımızı başkalarının gözünden görmek isteriz, bu bizim daha iyi ve üretken olmamızı sağlar. İşte bu nedenlerle hepimiz bizi bize abartısız ve dümdüz gösteren aynalara ihtiyaç duyarız.

Kabul etmeliyiz ki dosdoğru olmanın derdinde olanlar için başkalarına ayna olmak çok zor. Zira ayna olmak demek, muhatabına destek vermek ve onu teşvik etmek kadar, onu eleştirmeyi ve uyarmayı hatta bazen ona engel olmayı da gerektiriyor. Haliyle buna tahammül edemeyip tepki gösteren ve aynayı çatlatanlar da olacaktır. O yüzden ayna olmak kırılmayı göze almayı gerektirir. Bu cesareti insana ancak ve ancak hakiki güven, samimiyet ve sevgi verebilir. Bu duyguların sağlamlığına inanarak o cesaretle bize ayna olabilenlerin kıymetini bilmemiz gerekir, yoksa hayatta aynasız kalmak işten bile değildir. Ve aynasız yaşamak yalnızlıkların en büyüğü olabilir.

Bu içeriğin etiketleri
, , ,
Yazar Hakkında: Pencere Dergi Arşiv

Unutuluşun Çöplüğü

Gözlerinde bir yabancı vardı şimdi. Kırk beş yıl boyunca her gün baktığı,...
Devamını Oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir