Yazmak, sadece gördüklerimizi değil içimizde yankılanan düşünceleri de kâğıda dökmektir. Bir olayın yazıya dönüşmesi bile onun gerçekliğini yeniden anlamamızı sağlar. Yazı, geçmişe ya da geleceğe savrulmadan bizi o anın içine yerleştirir. Bazen bir kelime duyguları yansıtır suskunluğumuz en derin sözleri söyler. Yazmak her ikisinin gücünü taşır.
İlkokuldaydım. Bir kâğıda içimden gelenleri yazmış altına da büyük bir ciddiyetle adımı eklemiştim. Yazdıklarımı bir kenara bırakıp unutacak kadar çocuktum. Aradan günler geçti… Komşumuz o kâğıdımı bulmuş. Şiirimi herkesin içinde yüksek sesle okuyup gülümsemesinin ardına hafif bir ciddiyet gizleyerek şöyle demişti:
“Sen daha çok küçüksün. Böyle şeyler yazmak sana göre değil.”
O anda mahcup hissettim. Aslında utançtan çok, görülmenin ağırlığıydı hissettiğim. Kelimelerimle görünür olmuştum ve bu beni derinden rahatsız etmişti. Yıllar içinde o duyguyu anlamaya çalıştım. Onu kabullenmek değil, sadece hissettiğim şeyi fark etmek.
Yalın Alpay, çocuklukta yaşadığımız deneyimlerin yaşamımız üzerindeki etkisine dikkat çekiyor. Bunu “Öteki ve Ben” kitabında şöyle ifade ediyor: “İnsan, yaşamı değerlendireceği tüm ölçütleri, ilk yıllarında tesadüfen içine doğduğu ortamın sunduğu varsayımlar çerçevesinde oluşturur.”
Gerçekten de öyleymiş… Bilinçsiz olduğumuz dönemde kişiliğimize kattığımız varsayımlar, bilinçli olduğumuz dönemde duygularımızı ve kararlarımızı yönetir.
O çocukluk kırılganlığım, yıllar sonra yazdığım her satırın gölgesindeydi. Ama bugün biliyorum ki yansıma dediğimiz şey tam da bu:
Geçmişte içimize yerleşen kırıntıların, bugün davranışlarımızdaki sessiz yankısı.
Benim için yazmak artık o yankıyı susturmak değil; onunla konuşabilmek.
Kalemim beni anlıyor ve içimde sıkışına özgür bırakıyor.
Ve bütün bu yolculuğun özü tam olarak burada sanki : İçimize yerleşen sesleri bastırmak değil, onları doğru yerden hatırlayabilmek.
Gabriel Garcia Marquez’in çok sevdiğim bir sözü var:
“Önemli olan hayatta başımıza ne geldiği değil; o yaşananları nasıl hatırladığınız ve kendinize nasıl anlattığınızdır.”
Asıl mesele unutmak değil, doğru hatırlamak ve anlamlandırmaktır.