Katarsis

Yazar Hakkında: Nuray ERGENELİ

Karma

Vay efendim, “Ne bu gizemli hâller?”, “Esrarengiz adam!” gibi söylemlere o kadar...
Devamını Oku

Odanın içine girene kadar içindeki tedirginliği atamamıştı. “Dönüp gitsem mi? Ne işim var burada? Beni uzun deri koltuğa yatırıp ‘Evet Candan Hanım, şimdi üç yaşınıza iniyoruz’ mu diyecek? Çocukluğuma merdiven mi dayayacağız? Hay Allah’ım, paramla rezil olacağım galiba.”Kapıyı çaldı. Kaçma şansı hâlâ vardı. Çalmış bulundu.

Oda, beklentilerinin aksine, terapi klişelerinden yoksundu. Uzun deri koltuk yoktu. Duvar boyu kitaplık yoktu. Freud yoktu. Onun yerine cam önünde iki berjer, ortada küçük bir sehpa, girişte taşlar ve mumlar vardı. Taşların ne işe yaradığını bilmiyordu ama bir işe yarıyor gibi duruyordu.

Terapist ayağa kalktı. Gülümsedi.

— Hangi koltuğa oturmak istersiniz, sağ mı sol mu?

Soru fazla özgürlükçüydü. Bir an bunun kişilik testi olup olmadığını düşündü. “Sol travmatik, sağ rasyonel” gibi bir şey çıkmasından korktu.

— Sol, dedi.

Terapist hafifçe başını eğdi.

— İlginç… Danışanlarım genelde sağ tarafı seçer.

Bunu söylerken gözlerinde “Demek ki farklı bir vakayız” ışıltısı vardı mıydı, Candan emin olamadı.

Adam rahat giyimli, bol dövmeliydi. Hafif bir rock grubu vokalisti havası vardı. Bir ayağını altına almış, diğerini üstünden atmış oturuyordu. Terapist olduğuna dair en güçlü kanıt elindeki ajanda ve kalemdi. Kalemi iki parmağı arasında çevirirken bir an “Birazdan fal bakacak galiba” diye düşündü Candan.

— Sizi buraya getiren şey nedir, Candan Hanım?

Sesi sakindi. Fazla sakindi. İnsan bu kadar sakin olunca ya gerçekten eğitimlidir ya da hiçbir şeyi umursamıyordur.

— Öfke kontrolümü sağlamakta zorlanıyorum.

— Öfke… Güzel.

“Güzel mi?” diye düşündü Candan. Öfkenin güzel kategorisine girdiğini ilk kez duyuyordu.

— Yakın zamanda bir örnek?

— İki gün önce resim yaparken hata yaptım. Tuvali parçaladım.

— Parçaladınız… Fiziksel olarak mı?

— Evet.

— Hımm.

“Hımm” biraz uzun sürdü. Bu “hımm”ın faturaya yansıyıp yansımayacağını merak etti.

— Sizi öfkelendiren şey neydi?

— Başarısızlık.

— Başarı sizin için ne demek?

— En iyi olmak.

— En iyi… Kime göre?

Candan bir an sustu. Terapist kalemi havada sabit tutmuştu. Sanki yanlış cevap verirse kalem kırılacaktı.

— Anneme göre, sanırım.

Terapist hafifçe arkasına yaslandı. O sırada sehpanın üzerindeki küçük kum saati dikkatini çekti Candan’ın. Kum akıyordu. Her seansın fiziksel kanıtı gibi…

— Anneniz önemli bir figür gibi görünüyor.

— Öyle.

— Babanız?

“Hah işte! Geliyor birazdan meşhur Katarsis programı sorusu: Nasıl bir eve doğdunuz? Kulakların çınlasın Gökhan Çınar” diye geçirdi  içinden.

— Ben bebekken ölmüş. Hiç tanımadım.

Terapist başını iki yana hafifçe salladı. Bu hareketin anlamı neydi? Empati mi, veri işleme mi?

— Baba onayı, özellikle kız çocukları için gelişimsel olarak kritik bir yapı taşıdır.

Cümle o kadar akademikti ki Candan bir an konferansa katıldığını sandı.

— Siz babanızdan alamadığınız takdiri annenizden almaya çalışmışsınız. Ama o boşluk… farklı bir boşluk.

“Boşluk çeşitleri var demek,” diye geçirdi içinden. “Orta boy, büyük boy, aile boyu boşluk.”

Terapist devam etti:

— İçinizdeki o ‘aç kurt’, aslında onay ihtiyacınızın metaforu olabilir.

Candan bir an gerçekten içinde bir kurt geziniyor mu diye düşündü. Taşlara baktı. Belki kovucu taş vardır.

— Peki ne yapacağım ben bu bilgiyle? dedi bu kez yüksek sesle. Babam geri gelmeyecek.

Terapist hafifçe gülümsedi.

— Geri gelmesine gerek yok. Bazen eksikliğin adını koymak yeterlidir.

Bu cümleyi söylerken kum saatini çevirdi. Candan, bir an için bunun dramatik bir efekt mi yoksa gerçekten süre kontrolü mü olduğunu anlayamadı.

— Halının ucunu kaldırdık, dedi terapist. Altına baktık. Şimdi temizleme süreci başlayacak. Her bir seansta biraz daha kıvırıp temizleyeceğiz. Sonunda tüm halının altı bittiğinde sizinle konuşacak bir şeyimiz kalmayacak.

Seans bitip dışarı çıktığında hava aynı havaydı. Gökyüzü dramatik bir şekilde açılmamış, kuşlar özel bir mesaj taşımamıştı. Hayat, terapi sonrası efekt paketi yüklememişti, ama garip bir şekilde hafiflemişti. Eve doğru yürürken düşündü:

Hiç tanımadığı bir adamın yokluğu, hayatında bu kadar yer kaplayabiliyorsa demek ki zihni kira kontratı yapmayı pek seviyordu. Üstelik kiracı ortada yok. “Baba onayı…” dedi içinden. Güzel. Var olmayan birinden onay bekleyerek dünya rekoru kırabilirdi. Sonra hafifçe güldü.

Belki mesele babasının eksikliği değildi. Belki mesele, o eksikliği hayatının ortasına koyup geri kalan her şeyi kenar süsü yapmasıydı. Annesi, ailesi ve yıllara dayanan sağlam dostlukları vardı. Kendi emeği, hayatta var oluş biçimi vardı. Tuvali parçalayacak kadar güçlü bir mizacı vardı. Bu da bir bütünlük sayılmaz mıydı? Sonra içindeki “aç kurt”u düşündü. Şu an o kurt doymayan bir şey. Onu öldürmek değil, evcilleştirmek gerekir belki de…

 

Tamlık…

Belki, boşlukları doldurmaya çalışmak yerine yön değiştirmek, belki “Evet, burada bir boşluk var,” deyip hayatı yine de sürdürmek ve belki de arada bir o boşlukla dalga geçebilmekti.

Belkilerin cevabını öğrenmek için bir süre daha sade odadaki sol koltuğa oturması gerekecekti.

 

Bu içeriğin etiketleri
, , ,
Yazar Hakkında: Nuray ERGENELİ

Karma

Vay efendim, “Ne bu gizemli hâller?”, “Esrarengiz adam!” gibi söylemlere o kadar...
Devamını Oku

2 Comments

  • Arkadasim kalemine saglik. Nasıl güzel anlatmışsın terapiye gitme halini, diyalogları…Harikasın

  • Çok beğendim. Hem iç dünyasının diyalogları hem konuyu getiriş biçimin çok tadında çok tatlı olmuş. Kendine has yazım üslubun ve mizahın okuma hevesini artırıyor. Kalemine sağlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir