Onlar Da Kızgın Olmalılar

Yazar Hakkında: Öznur ÖNGEL KARAKAŞ

Hissi Kablelvuku

“Neden durdun? Hadi anlatsana” Beynimin içinde zelzele oluyordu. Oturduğum yerden kalkıp pencereyi...
Devamını Oku

Temiz havanın içime dolmasını, saçlarım rüzgârda savrulurken beni ben yapan bütün bu geçmişi silip atmayı istedim. Gözlerimin rüzgârdan yaşarmasını; ‘’Hayır ağlamıyorum, rüzgârdan hassas gözlerim akıyor sadece,’’ yalanının arkasına sığınmayı istedim. Sokakların sesine karışsın iç sesim, zihnimi sustursun bütün insanlar. Kapılarını ardına kadar açsın bana bu gezegen.

Hayatımı altüst eden, beni ben yapan ama gerçek benliğimden de uzaklaştıran sendin oysa. Bir kalıbın içine soktun beni. İstediğin gibi şekil verdin. Kendimi maddenin üç hâli gibi hissediyorum. Ben maddeyim ve her şekle giriyorum. Kendimi buldum sanıyorum ama o da ben değilim. Bana ait bir ben yok. Ben, ben değilim aslında. Kalıplaşmış hayatımla, kişiliğimle kim nasıl isterse öyle oluyorum. Kendime ait tek bir kırıntı bile bulamıyorum içimde. Kendime yolculuk yapmak istiyorum ama susturamıyorum kimseyi. ‘’Lütfen yardım edin!’’ diye bağırmak istiyorum. Bırakın beni, ben kendime gitmek istiyorum. Yolcuğum kendime benim. Siz benden ne istiyorsunuz?

Yıllarımı kendimi aramakla geçirdim. Yaşıtlarım, arkadaşlarım, çevremdeki bütün kadınlar anne oldu, eş oldu, profesör oldu, doçent oldu, doktor oldu. Ben ne oldum? Ruh hastası… Çok pişmanım bir şeyler olmaya çalıştığım için.

Bir şeyler olmak isterken ben bile olamadım. Kaptırdım kendimi yol boyu… Uzandım, oturdum, yürüdüm; simit aldım, gevrek gevrek yemeye başladım. ‘Neden?’ diye soramayacak kadar yorgun olduğumu hissettim. Bazı zamanlar yaptığım gibi, eskiden de olduğu gibi hiçbir şey istemeden, hiçbir mekâna, hiçbir kimseye bağlı kalmadan yazmak istiyordum yine. Sadece yazmak… Kendi kendime. Çok istediğim, ne savaşlar ne zorluklar verdiğim mesleğime bile uzaktım artık. Haber peşinde koşamayacak kadar da yorgun…

Uzun zamandır görüşmediğim arkadaşımın ofisine doğru yürümeye başladım. Ne kadar güzel kadınlar var böyle… Yol boyu herkes balodan fırlamış gibiydi. Ne kadar zaman olmuştu makyaj bile yapmayalı, saçlarıma maşa tutmayalı… Saçlarımı kestirmeye gittiğim günlerde kuaförün çektiği fönden başka hiçbir bakım görememişti bu saçlar. Oysa eskiden ne kadar da güzeldiler. Her gün ayrı ayrı modelle savrulurlardı. Aylardır tepeden topladığım topuz dışında bir şey yoktu. Onlar da kızgın olmalılar bana; tıpkı ışıldayan parlak gözlerimin ağlamaktan solduğu gibi. Ojesiz tırnaklarımın perperişan durduğu gibi. Benim bedenimde olan her şeyin aslında benim bir parçam değil; kendi dünyalarından kopup bana koşmuş, bana ait olmayı seçmiş ayrı ayrı parçalar olduğunu hissettim. Saçlarım benden sıkılıp çekip gitse neyim kalır mesela? Ya da gözlerim benimle bakmayı bıraksa ne olur? Ya ellerim? Ülkenin en iyi, en kaliteli, en doğru ve ilk haberlerini yazan bu ellerim… Kendim gibi kendimden olan her parçaya da ihanet ettim. Kahve içmekten, boşluğa dalıp gitmekten, ne olacağıma karar verememekten yılmış beynim… Her parçamdan ayrı ayrı özür dilemek istiyorum.

Yol kenarında boş gördüğüm bir banka oturup sigara yaktım. Gözyaşlarımı ucundan yakalayıp içeri soktum. Cebimden telefonu çıkarıp elime aldım; yine kimseden ne bir mesaj ne bir arama var. Sanırım artık yalnızlığım ve ben varız. İnsanlardan uzak yalnızlığım ve sadece ben. Sanırım artık bütün eksikliklerimi tamamlamanın vakti geldi.

Yazar Hakkında: Öznur ÖNGEL KARAKAŞ

Hissi Kablelvuku

“Neden durdun? Hadi anlatsana” Beynimin içinde zelzele oluyordu. Oturduğum yerden kalkıp pencereyi...
Devamını Oku

2 Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir