Kapı

Yazar Hakkında: Öznur ÖNGEL KARAKAŞ

Hissi Kablelvuku

“Neden durdun? Hadi anlatsana” Beynimin içinde zelzele oluyordu. Oturduğum yerden kalkıp pencereyi...
Devamını Oku

Kasabanın en ıssız yolu burası sanırım. Gecenin kör karanlığında her yeri sis kaplamışken biz, gizli bir kapının peşinde, tanıdık olmayan sokaklardan ilerliyoruz. “Bu gizemin peşinden koşacağına annenin dizinde uyusaydın ya Suhi” diyorum kendime. Sen bu gizemi ortaya çıkarsan, bu kapıyı bulup gizemi ilk çözen sen olsan ne olacak sanki? Ödül mü alacaksın, adını mı duyuracaksın?

Dar sokakta bir sağa bir sola ışık tutup kapıyı arıyoruz. “Nasıl bir şeymiş bu kapı? Ne renkmiş?” diyor arkadaş. “Bilmiyorum,” diyorum. “Ne biliyorsun ki sen?” diye mırıldanıyor. Duymazlıktan geliyorum. Geliyorum da gerçekten, ne renk bu kapı? Ya da doğru kapıyı nasıl tanıyıp açacağız? Elimde sadece bir anahtar var…

“Suhi!” diye bağırıyor bizim arkadaş, “Burası olabilir, ver anahtarı deneyelim.” diyor. “Yok,” diyorum, “önce sesleri dinleyelim, başkasının kapısını bu saatte zorlamak olmaz.” Sabır çekiyor derinden. Sanki ben zorla getirdim, ne bu tavırlar arkadaş?

Dinliyorum kapıyı. İçeriden ses gelmiyor. Anahtarı elime alıyorum, kilide sokuyorum ve çeviriyorum. Yok bu kapıda değil; açılmıyor. “Yeter,” diyor sorunlu ekip arkadaşlarımdan birisi, “sabah devam ederiz, çok uzadı bu iş. Sabahın şerri, gecenin hayrından iyidir.” diyor. “Siz gidin,” diyorum, “dinlenin biraz, ben devam edeceğim.” Hepsi bir ağızdan, “ne halin varsa gör,” diyorlar…

Tek başıma kalıyorum sisli ve karanlık gecenin ortasında. Korkmayı da yakıştıramıyorum kendime. Ne alakası var bilmiyorum ama ışık tutarken etrafa, şarkı mırıldanıyorum. Ses korur mu bizi?

“Suhi, Suhi,” diyorum, “ah be oğlum, bir de buluyormuşsun kapıyı… Şu adamlara iyi ders olur.”  Islık çala çala, feneri bir sağıma bir soluma tuta tuta yürüyorum.

Sis daha da yoğunlaşıyor, neredeyse burnumun ucunu zor görüyorum. Fenerin ışığı sanki bir çay kaşığı kadar aydınlatıyor bu karanlıkta. Yavaşça bir taşın üstüne oturuyorum, aklımdan türlü düşünceler geçiyor. Kapının ardındaki gizem mi, yoksa kapıyı bulmanın verdiği heyecan mı ağır basıyor bilemiyorum. Tek başıma kaldığımdan bir tedirginlik var içimde ama inadım galip geliyor, vazgeçmek yok diyorum.

Yolun sonundaki eski duvara yaklaşıyorum. Bir köşeden sanki hafif bir ışık sızıyor, kalbim hızla atmaya başlıyor. “Belki de işte o kapı,” diye fısıldıyorum kendi kendime. Adımlarımı hızlandırıyorum, feneri ışığa doğru tutuyorum. Duvarın dibinde küçük bir kapı var; üstünde yaşlı bir asma kilit, kenarlarında yosunlar. Hemen anahtarı çıkarıyorum, elime aldığımda ellerim terliyor. Tam kilide yaklaştığımda, birden arkamdan hafif bir rüzgâr esiyor ve bir ses duyuyorum: “Suhi, korkma, doğru yoldasın.”

Bir an donup kalıyorum, gözlerimi arkamdaki gölgelerde gezdiriyorum ama kimse yok. Derin bir nefes alıp anahtarı kilide yerleştiriyorum. Anahtar tıkırdayarak dönüyor, kapı gıcırdayarak açılıyor. İçeriden hafif bir ışık süzülüyor ve eski bir merdiven görünüyor. İçeri adım atarken, “Her başarı sabır ister Suhi,” diye içimden geçiriyorum. Gizemin peşinden, yeni bir dünyaya kapı açılırken, bir Türk atasözü aklıma geliyor: “Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır.” Belki de işte bu gece, bu meyveyi tadacağım. Giriyorum beni çağıran ışığın içine…

Yazar Hakkında: Öznur ÖNGEL KARAKAŞ

Hissi Kablelvuku

“Neden durdun? Hadi anlatsana” Beynimin içinde zelzele oluyordu. Oturduğum yerden kalkıp pencereyi...
Devamını Oku

1 Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir