Uzun Bekleyişlerin Yankısı

Yazar Hakkında: Öznur ÖNGEL KARAKAŞ

Hissi Kablelvuku

“Neden durdun? Hadi anlatsana” Beynimin içinde zelzele oluyordu. Oturduğum yerden kalkıp pencereyi...
Devamını Oku

Yılların biriktirdiği sessizliği üzerimden atacağım. İçimde kopan nice fırtınaların, bağrıma işlemiş nice yalnızlıkların iziyle konuşacağım. Her gelenin hüznüyle, sevinciyle ve gölgesiyle büyüdüm. Zaman değişti, yüzler değişti; ben hep aynı yerde, aynı sabırla durdum. Artık benim de söyleyecek kelimelerim var: Çatlamayan ama zamanla olgunlaşan bir taşın diliyle konuşacağım. Dinlediklerim değil, hissettiklerim anlatmaya değer çünkü.

Ve şimdi, anlatmanın hafifliğiyle sessizliğimi, dilsizliğimi ardımda bırakıyorum. Her kelimem, yerinde kök salan uzun bekleyişlerin yankısıdır. Geçip giden zamanın ve değişen yüzlerin ardında bıraktığı iyi-kötü izler, anlatının özü oluyor. İçimdeki fırtınalar, başkalarının umutları ve benim payıma düşenler tek bir çizgide toplanıyor. Şimdi ise sertliğimin içine kadar işlemiş o duyulmayan haykırışlarımın ve umursanmamanın verdiği serzenişlerle konuşuyorum. Cümlelerim içindeki birçok şeyi dökmeye çekinse de hissiz sandıkları o ‘’ben’’in hislerinin bir boşalışıdır bu.

Asırlardan beri çok fazla insanla karşılaştım. Her anında bana sığınan insanların derdiyle dertlenip sevinçlerine ortak oldum. Hiçbiri benim yeryüzündeki varlığımı kabullenmemişti. Bana sığınan o insanların taş olduğumu bilseler bile her şeyin bir kulağı olduğunu hatırlamamalarının kırıcı gerçekliğiyle yüzleşmiştim. Vicdansız ve acımasız insanlara ‘’taş kalpli’’ diye hitap edilmesine şahit olmuştum. Artık kendimi cümlelerimle aydınlatmaya çalışıyorum. Çünkü bir taşın bile suskunluğunu bozduğu an; altında yatan binlerce duyguyla bir kalbin kapısından geçebileceğine inanıyorum. Sabırla yoğrulmuş taşlığımı geride bırakıp, her yaşanmışlıktan kendi öykümü yazıyorum. Şimdi sözlerimle özgürüm.

Yanımda yeşeren küçük bir filiz vardı ve o artık yaşlanmış bir ağaç. Ben ise yaşlanmıyorum, asırlardır aynıyım. Rüzgârın savurduğu göl sularından eser birkaç yosuna sahibim sadece. Buraya ne zaman geldiğimi bile hatırlayamadığım bir geçmişim var. Kendimi bildim bileli aynı boydayım. Zamanla ne yaşlandım ne büyüdüm; sadece yıpranıp eskidim. Çünkü derdini dökmeye gelen herkesin öfkesinin kurbanı oldum. Tekmelendim, darbeler aldım, kırıldım. Zamanın beni değiştirmeye gücü yetmedi. Ne kök saldım toprağa ne de dallar verdim göğe.

Yalnızca üzerimde biriken acıların ve sevinçlerin izini taşıdım. Bazen bir çocuğun masum elleri değdi üzerime, bazen de bir öfkenin soğukluğunu hissettim. Ne bir adım ileri gittim ne de geride kaldım; hep aynı yerde, başkalarının hikâyesinin içinde var oldum. Köksüz bir şekilde bir yere ait olmak… Sanırım benim değersizliğim bundandı. Bir yere kök salmadan oraya ait olunamayacağı düşüncesinin kurbanıydım. Oysa köksüzlük bir eksiklik değil, özgürlüktü. Hiçbir yere kök salmadan, hikayelerin gölgesinde nice anıların sessiz tanığı oldum. Benimle kısa bir süreliğine soluklananların her biri bir iz bırakıp gitti. İçimde yara açanlar da oldu, içimde geleceğe dair umut yeşertenler de. Beni ben yapan suskunluğum oldu; çünkü en çok susanlar, zamanı geldiğinde en çok şey anlatanlardır. Şimdi kendi dünyamı anlatmanın verdiği hafiflikle ve güçle bir konuya daha değinmek istiyorum.

Bir gün o nazik dostlarımdan biri sessizce gelip oturdu. Elinde bir kitap; bazen ağladı, bazen gülümsedi, ara ara da parmak uçlarıyla gözyaşlarını sildi. Kitabından tek bir cümleyi sesli okudu ve işte onun bana bıraktığı en anlamlı hediye de buydu: ‘’CHARLOTTE BRONTE: Cahil kişilerin ruhu gübrelenmemiş, sürülmemiş topraklar gibi katıdır.’’ İşte o zaman anladım ki; bana sığınan bu insanların sorunu cahil kişiliklerindeydi. Cümlelerimin sonuna gelirken uzun zamanın sessizliğini bozup sana bunları anlatırken bir tavsiye vermek isterim sevgili okur… Haklısın, taştan nasihat dinlemek oldukça garip gözükecektir ama dinlemelisin: ‘’Belki de varlığımın(varlığının) anlamı, başkalarının hayatlarında hiç fark edilmeden süzülmekte, onların umutlarına ya da hayal kırıklıklarına sessizce tanıklık etmekte gizliydi. ‘’

İşte bu yüzden, her anı biriktirip kendimi sessizliğimde bulup, zamanla içimde büyüyen o sessiz kelimeleri cümlelere dönüştürüp sana anlatma cesaretini buldum.  İnsanların öyküsüne tanık olurken köksüzlüğümün ve sessizliğimin bana sunduğu özgürlüğü fark ettim. Ve bu özgürlükle ben de başkalarının hayatlarının gölgesinde bir iz olmak, anlatının özü olmak istedim.

Yazar Hakkında: Öznur ÖNGEL KARAKAŞ

Hissi Kablelvuku

“Neden durdun? Hadi anlatsana” Beynimin içinde zelzele oluyordu. Oturduğum yerden kalkıp pencereyi...
Devamını Oku

4 Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir