Üç Hece

Yazar Hakkında: Anıl AKMAN

Kuralsız Hikâye

  Boş duvarların yakın dostuydu çocuk   Köpükten kanatları vardı Çırpamazdı Korkardı...
Devamını Oku

Kötümser düşüncelerin esaretine kapılmış, o esaretin etkisine direnç gösteremeyerek sayıklıyorum odamda, hikâyeler dinlerken. Sayıklamanın gereği olarak başlıyor-bitiriyor-tekrar başlıyorum, bitiremiyorum. Döngünün o kısır biçimini sonsuz bir kaygılılık duygu durumu içerisinde besliyorum. Dilde duramayan bir nasihati kendime öğütler gibi sayıklıyorum; “yalnızlık bir yabancı olma halidir.”

***                                                                    ***                                                                   ***

Kaldırımda erişilebilirlik koşullarını anca karşılayan bir kapının önünde olduğumuzu söylüyor annem. O ıslak havada İstanbul’un mart cilvesi üşütürken parmak uçlarımı, o kapıdan içeri girmek üzereyiz. Önce en uç noktaları başlarmış uzuvların üşümeye. Benim önce ayak parmaklarım, sonra gözlerim üşüyor. Aklımda bir şarkının melodisi dönüyor: Teleutaia Fora. Annem kapının üstündeki tabelada binanın işlevini tanımlayan yazıyı okuyor; Farabi Aile Sağlığı Merkezi. İçeri giriyoruz, annem davula benzeyen şekliyle içine siyah bir poşet geçirilmiş kapaksız çöp sepetini, insanların da katkısıyla yılların kirlettiği duvarları, o duvarlara yapıştırılmış takriben üç sene öncesine ait broşürleri, kimi yerleri aşınmış beton zemini, beyaz önlüklü abileri ve ablaları, babasının kucağında uyuyan bebeği, banklardaki halinden memnuniyetsiz amcaları ve teyzeleri, sızlanan çocukları, bir şekilde içeri girmiş beklenti içerisindeki sarman kediyi-yaşamsal ihtiyaçlarını karşılama beklentisi, ilgi de buna dâhil-anlatıyor. Karanlığımı aydınlatmak, ışığa olan yabancılığımı yok etmek için anlatıyor. Görmeyen gözlerimin boşluğunu tasvirleriyle doldurmak için,  doğuştan kör bir çocuğun sorumluluğuna sahip biri gibi, kendini bu durumdan mesul tutan biri gibi anlatıyor, hiçbir detayı atlamadan.

Muayene oluyorum ve odadan çıkarken soruyorum berikine; Farabi’nin kim olduğunu biliyor musun? Beriki cevap veriyor: Önemli bir Türk büyüğü. Hayır diyorum eksiğin var, O Aristo’dan sonra ikinci üstat sayılan, mantık ve psikoloji alanında otorite kabul edilen bir bilim insanı. Doktorun, kör bir çocuğun bu mukabelesine şaşırdığını söylüyor annem. İçim üstünlük duygusuyla doluyor ve burukça gururlanıyorum; Öğrenmek görenlere ait bir eylem değildir. Çıkıyoruz.

Birazdan eşiğinden geçeceğimiz, karşı kaldırımdaki kapının üstündeki tabelayı okuyor annem duyacağım şekilde; Başak Eczanesi. Tam on dokuz adım sayıyorum ve eczanenin adına dair iki ihtimal veriyorum; ya sahibinin soyadı, ya sahibinin ilkokula giden kızının adı. İlaçları alıp ödemeyi yapıyoruz ve çıkarken soruyorum berikine Başak’ı. Beriki cevap veriyor; Hasat zamanındaki o sarıya hayranım genç dostum. Başak işte o solgun sarının adı. Susuyorum. Annem sessiz kalıyor bu sefer, çıkıyoruz. Sarıyı tarif edemiyor oluşunun sancısını hissediyorum içimde annemin, susuyorum. Annemin üzülmesine susuyorum, sarıyı bilmiyor oluşuma susuyorum, hasat zamanındaki o sarının tonuna olan yabancılığıma susuyorum.

Kepenklerimi kapatıyorum.

Eve varıp hikâyeler dinlemeye başlıyorum kulaklıklarımı takıp, içime kaçıyorum, soyutluyorum kendimi başkalarının dünyalarından. Hikâyelerle kendi dünyama dalıyorum. Siyahı başka renklere dönüştürebilme ihtimalime tutunmak için dinlediğim hikâyenin içine saklanmış gökkuşağını tahayyül etmeye çalışıyorum. Başaramıyorum. Kırmızıyı, turuncuyu, sarıyı, yeşili, turkuaza çalan maviyi, çivit mavisini, menekşe morunu üst üste koyamıyorum. Ben o yedi rengi hiç bilmiyorum. O renkleri hiç öğrenemeyecek olmaktan kaygılanıyorum, yalnızlık nedir hissediyorum, içime içime ağlıyorum. En çok da hikâyenin gökkuşağına olan yalnızlığıma ağlıyorum.

Kısır döngümün sayıklamaları yapışıyor dilime: Yalnızlık bir yabancı olma halidir ve ikisi de üç hecedir.

 

 

 

Yazar Hakkında: Anıl AKMAN

Kuralsız Hikâye

  Boş duvarların yakın dostuydu çocuk   Köpükten kanatları vardı Çırpamazdı Korkardı...
Devamını Oku