
Vicdan, insanı tanımlayan karakteristik bir kavram. Sevgiden daha derin desem, büyük konuşmuş olur muyum, bilemiyorum. Çünkü hayvanlarda da sevgiye dair davranışlar görebiliyoruz. Oysa vicdan, insana özgü bir iç sestir.
Adaletin yazılı kurallarından bağımsız olarak, vicdanın kendine ait yasası vardır. Bu yasa, insanlık tarihi boyunca aktarılmış ve kalıtımsal hâle gelmiştir. Bu varoluş onu, toplumu oluşturan değerler piramidinin en tepesine taşır. Bu nedenle vicdan, insanlaşmayı var eden ilkel bir bilgedir. Bu bilgelik toplumun kültürel değerlerindeki felsefesinde gizlidir. Bu nedenle insan, kültürel ve sanatsal değerlerle ilgilendikçe incelir, zarafet kazanır. Vicdanlaşır. Bir toplum, vicdanının sesinden uzaklaştıkça daha büyük acılar yaratır; vicdansızlaşır. Vicdansızlık, zulmün bir azmettiricisi olarak pusuda bekler. Vicdanın sesi unutuldukça yani toplum zulme karşı hissizleşip zulmü kabullendikçe vicdansızlık devletin felsefesine hatta anayasasına kadar sirayet eder.
Kısacası, vicdan ahlaki bir şiirdir. Bekler yazılmayı, bekler okunmayı. Duyulması için kalplerde bazen sesinin yükseltilmesi gereklidir. Çünkü zulmün karşısında sessiz kalmamak toplumun vicdanıdır. Çünkü sessiz kalmamak vicdansızlık zehrine karşı toplumun panzehiridir. Çünkü sessiz kalmamak ışığıdır karanlıklarda kayboluşların; karanlığıdır ışığın yolunu kesenlerin. Çünkü sessiz kalmamak kardeşliğidir insanlığın.
VERİN GERİ İNSANLIĞIMIZI
1.
Alın hemen!
Çok kabarmış bir bulut birikemez gökyüzüne
Hele şu deniz kanatlılar…
Dindirilsin bu bahar
Bu çocukluk heyecanları
Öfke dalgaları…
Ezin şu düşleri düşürüp olgunlaşmadan
Çok düşünceli bir gezi aydınlığı
Öyle ulu orta fikirler haykıramamalı.
2.
Ah bu çocuklar ne kadar çok kimler ki bu çocuklar?
Kenetlenmişler hem de kimlerden ki bu çocuklar?
Bunlar ki daha çocuklar
Hem de sımsıkı çocuklar…
Bize karanfil verdiler, dokunmayalım çocuklara!
Sımsıcak gülünce onlar yerçekimliler
Bize karanfil verdiler, dokunmayalım çocuklara!
Verin, hemen geri verin!
Elden ele bize bulaştırılan insanlığı